Archive for cografya

Erezyon

, “canlı toprağın aşınmasını ve taşınmasını önleyen bitki örtüsünün, insanların veya tabiat koşullarının etkisi ile bozulması ve yok olması sonucu, koruyucu örtüden yoksun kalan toprak materyalinin, insan faaliyetlerinin veya tabiat koşullarının etkisi ile parçalanması ve bulunduğu yerden başka bir yere taşınması ve yığılması olgusudur. Bu olgu, toprağın canlı bölümünün denizlere ve barajlara sürüklenerek, insanların istifadesinden çıkması suretiyle, kara parçalarının önce çoraklaşması ve sonuçta çölleşmesi kaçınılmaz sonucunu yaratmaktadır. Doğal bitki örtüsünden arındırılmış ormanlık yerlerde ise, yaprak ve dal faydalanması nedeniyle humus tabakası olmayan topraklar üzerinde son derece şiddetli seyretmektedir.
doğanın yanlış kullanılması sonucu ortaya çıkan bir olgudur. Yanlış kullanım sonucu doğal denge bozulmakta, böyle olunca da doğal dengenin vazgeçilmez öğelerinden olan su ve rüzgar, arazi eğimini ve dereleri kullanarak yıkıcı bir güç konumuna gelmektedir. Bu kez savaş, varlığına her zaman gereksinme duyulan doğal olaylara karşı verilmektedir.
, tabiatın normal süreci içinde meydana geliyorsa normal ; insanın tabiattaki toprak, su ve bitki arasındaki dengeyi bozucu nitelikteki müdahaleleri sonucu meydana geliyorsa hızlandırılmış adını almaktadır. Normal , genellikle insan müdahalesi olmayan yerlerde görülür ve çok yavaş olarak gelişir. Meraların aşırı derecede otlatılması, ormanların tahrip edilmesi ile daha az korunan toprak, su ile kolayca taşınabilmektedir ve hızlanmaktadır.
Yapıcı Unsurlara Göre Erozyonun Çeşitleri
Özellikle ülkemizde tahribatı büyük boyutlara ulaşan su erozyonu, çeşitleri içerisinde en önemlisidir. Su erozyonundan sonra diğer çeşitleri önem sırasına göre; rüzgar, çığlar, heyelanlar ve buzullar olarak sıralanır. Çığ zaman zaman can ve mal kayıplarına neden oluyorsa da su erozyonu afeti karşısında ikinci planda kalmaktadır.
A) Su Erozyonu
Su erozyonu, diğer çeşitleri içerisinde en yaygın ve en etkili olanıdır. Bunun için, toprak erozyonu denildiğinde akla su erozyonu gelmektedir. Türkiye topraklarının % 86’sında vardır. Böylece su erozyonunun etkilediği alan 66.9 milyon hektarı bulmaktadır. Yurdumuzdaki önemli can ve mal kayıpları su erozyonu sonucu meydana gelmektedir.
B) Çığlar
Çığ, pürüzsüzlüğü olmayan eğimi yüksek kayalık ve otlu satıhlara düşen aşırı kar yağışlarının kaygan satıhtan kopması ile aşağı kısımlara doğru hızını ve miktarını arttırarak meydana gelen bir kar kitlesi akımı olayıdır. Bu kar kitlesi önüne gelen insanların ölümüne neden olabildiği gibi ev, ahır, sanayi tesisi v.b. gibi yerlere zarar vererek kara ve demiryollarını kapatabilmekte günlerce trafiği aksatabilmekte ve sportif amaçlı gezilerde insan ölümlerine neden olmaktadır. Türkiye’de yalnız 1985 yılından bugüne kadar 233 çığ olayı tespit edilmiş ve bu süre içinde 604 kişi hayatını kaybetmiştir
Türkiye’nin aşırı derecede ormansızlaşmış, yükseltisi yurdun diğer kısımlarına oranla daha fazla ve yağışların genel olarak % 45′ den sonraki meyilde kar şeklinde düştüğü Kuzey- Kuzeydoğu ve Doğu Anadolu’da çığ olaylarına sıkça rastlanmaktadır, can ve mal kayıplarına neden olduğu gibi yerleşim yerlerini, yolları, turistik tesisleri ve devlet yatırımlarını tehdit etmektedir.
C) Rüzgar Erozyonu
Rüzgar erozyonu sonucu verimli toprakların kaybı, buharlaşmanın hızlanmasıyla toprak nemliliğinin azalması, bitki büyümesinin yavaşlaması ulaşımın aksaması ve verimin düşmesi olumsuzluklarını ortaya çıkarmaktadır. Taşınan kum ve verimsiz toprak, üretken tarım topraklarını kaplayarak, tarım yapılamaz hale getirmektedir.
Mevcut Durum
Türkiye jeomorfolojik yapısı itibariyle engebeli bir ülkedir. Nitekim ülkemizin toplam alanının % 46’sını % 40′dan fazla eğime ve % 80′den fazlasını da % 15′den fazla eğime sahip sahalar teşkil etmektedir. İklim yarı kurak, yağışlar düzensiz ve şiddetli sağanak şeklindedir. Bütün bu olumsuz faktörlerin yanında, toprağı normal yapısı ile koruması gereken ormanlar, yangın ve kaçak kesim sonucu koruyucu vasfını büyük ölçüde yitirmiş, meralarda aşırı otlatma ve tarla açmaları ile korumasız hale gelmiştir.
bütün Dünya’ da değişik şekil ve şiddette meydana gelmekte ise de yurdumuzda özellikle daha yaygın ve hızlı seyretmekte ve hemen hemen her çeşidi bulunmaktadır. Yüzeysel , oyuntu erozyonu, arazi kaymaları, rüzgar erozyonu ve çığlar bunların başlıcalarıdır.
Buna karşın Türkiye’de, erozyonla savaş çalışmaları ne yasal, ne teknik ve ne de sosyo-ekonomik yönlerden rayına oturmamıştır. Bunun sonucu olarak toprak servetinin kaybı yanında sık sık sel felaketleri meydana gelmektedir.
Örnek olarak 1998′de Batı Karadeniz selinde 30, 1995 İzmir selinde 63, ve yine 1995 Senirkent selinde 74 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, büyük derecede maddi zarar meydana gelmiş.
EROZYONUN ZARARLARI:
Bugün çöller ve çölleşme yarası almış bölgeler, tıpkı kanserli bir hücre gibi, sinsice yayılma eğilimdedir. Günümüzde de gelişmekte olan 100 Ülke, çölleşme tehdidi ile karşı karşıyadır. Sorun yer yüzünde 1 milyar insanın yaşamını ve geleceğini tehlikeye sokmaktadır. Dolayısıyla bu ülkeler ve insanlarla ilişkideki diğer ülkeleri ve insanları da tehlikeye sokmaktadır.
“Toprak aşınması” olarak da tanımlanan ise, bugün dünyada çölleşmenin en önemli nedenidir. Toprağın aşınmasını önleyen bitki örtüsünün yok edilmesi sonucu koruyucu örtüden yoksun kalan toprak, su ve rüzgar etkisiyle aşınıp taşınıyor.
olayının temelinde insan unsuru ve onun doğaya, ormanlara ve otlaklara karşı olan olumsuz davranışları yatmaktadır. Dünyamız her yıl 7 milyon hektardan daha fazla, yani yaklaşık İrlanda büyüklüğünde bir alanı erozyonla kaybediyor. Türkiye topraklarını %85’inde orta, şiddetli ve çok şiddetli hüküm sürmektedir. Bu da 63 milyon hektar genişliğinde bir alan anlamına gelmekte. Son yıllarda hemen hemen her yağıştan sonra görülen sel, taşkın,toprak kayması ve çığ olayları, bu boyutta yaşanan erozyonun bir sonucudur. Bugün ile kaybettiğimiz topraklar Türkiye‘yi yakın bir gelecekte baştan başa çöle dönüştürecek boyutta. 1992 Rio Dünya Çevre Zirvesi’nde açıklanan veriler göre 2010 yılında,Türkiye’yi topraklarının %85’i çöl olacak. Türkiye’nin toprak kaybının yılda 1 milyar 400 milyon ton olduğu tahmin ediliyor. Oysa bilimsel verilere göre 1 cm toprağın oluşması için 300 ile 1000 yılın geçmesi gerekiyor.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), çölleşmenin dünyadaki yıllık maliyetini 42 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Bu maddi kaybın ötesinde, suluk, göç ve hastalıklar da kaçınılmaz sonuç olarak çıkıyor.
Çölleşme, küresel ısınma ve biyolojik zenginliğin kaybı gibi sorunları da beraberinde getiriyor. Toprağın uygun olmayan yöntemler ile kullanılması, sanayi faaliyetleri, ormansızlaşma, bitki örtüsünün yok edilmesi, bütün kıtalarda çölleşmeye yol açıyor ve bu süreci hızlandırıyor.
Vaktiyle bütün dünyada 8.8 milyar hektar olduğu tahmin edilen ormanların bugün üçte birden fazlası insani nedenlerle yok edildi. Bugün karaların ancak üçte birinin ormanlarla kaplı olduğu belirtiliyor. Dünyamız saatte 3 bin dönüm, dakikada 50 dönüm orman alanını her geçen gün biraz daha artan bir hızla kaybediyor. Bu tahminlere göre dünyamızdan her yıl 22 – 23 milyon hektar orman alanı eksilmekte. Gelecek yüzyılda, gelişmekte olan ülkeler yaşayan insanların yarısından fazlası yakacak odun bulamayacak. UNEP yetkilerince hazırlanmış raporlara göre tropikal ormanların % 80 ‘inin 2000’li yıllarda ortadan kalkacağı tahmin ediliyor.
Bir bölgenin ormanları kesilip, bitki örtüsü tahrip oldukça normal olarak bitki örtüsünün tutacağı , ekosistemin içinde kalıp çevreyi yeşillendirecek, pınarların akmasını sağlayacak olan su, sistemin dışına, denizlere doğru akar. Artan yüzey suyu, beraberin de toprakları da taşır, erozyona neden olur. Bu bir varsayım değildir, bilimsel olarak yıllardır çeşitli, ülkelerde ve bu arada ülkemizde yapılan ölçümlere dayanan bir gerçektir.
Erozyonun zararlarını kısaca ve maddeler halinde belirtecek olursak:
• Erozyonun verdiği en büyük zarar yeniden oluşması için binlerce yıl gecen örtü toprağımızın elden çıkmasıdır.
• Her yıl 4-5 trilyon destek vererek toprağa attığımız suni gübreden daha fazla doğal besin maddesi erozyonla kaybolan topraklar içinde elimizden çıkmaktadır.
• Toprakları erozyonla verimsizleştiren, giderek yok olan tarım arazileri, hızla artan nüfusu besleyemez olmuş ve kırdan kente göç hızlanmıştır. Göçler şüphesiz ekonomide çok ağır yükler ve sıkıntılar yaratmaktadır.
• Kaybettiğimiz topraklarımızın barajlarımızı doldurması ve ömürlerini kısaltmasının milli ekonomimizde yarattığı zararların boyutları çok büyüktür.
• 2000′li yıllarda suyun petrol kadar, belki daha önemli bir meta olacağı kesinleşmiştir. Bitki örtüsü ve toprak olmadan kar ve yağmur sularımızın boşa akıp gitmesi önlenerek rezervlere indirilmesi, depolanması ve su kaynaklarının düzenli ve sürekli beslenmesi mümkün değildir.
• Bitki örtüsünün kalkması erozyona başlıca sebep teşkil ederken toprak kaymaları, taşkınlar, sel ve çığ felaketlerine ve korkunç zararlara yol açmaktadır.
• Toprağın kaybı ile daha yerine koyamadığımız Orman varlığımızın milli ekonomideki yerini değerlendirmek için bir ağacın ömrü boyunca ürettiği fonksiyonel değerleri toplamının odun değerinin 2000 katı olduğunu dikkate almak yeter.
EROZYONUN ETKİLERİ:
A) EROZYONUN BİR ÜLKEYE ETKİSİ :
toplumsal sorunların artmasına yol açmaktadır. Yanlış arazi kullanımı, tarım alanlarının verimini azaltmaktadır. Doğduğu ve büyüdüğü yerde geçim şansı ortadan kalkan insanların, kentlere göçmekten başka seçeneği kalmamaktadır. Köyden kente göç ise, alt yapının yetersiz olduğu kentlerdeki ekonomik ve toplumsal sorunları daha da ağırlaştırmaktadır.
Kuşkusuz direk olarak oluştuğu yerdeki ülkeyi etkiler. Ama tarih kitapları, eski medeniyetlerin savaşlardan battığını yazar, ülkeye azar azar kemiren ve tarım üretimin düşmesi gibi uzun vadede ülkenin gücünü etkileyen etkenlerden söz etmez. Oysa, arkeolog ve ekologların bir arada çalıştıkları bazı projeler, çevre etkenler uygarlıkların çöküşünde ne kadar çok rol oynayabileceğini göstermektedir.
Bu örneklerden biri, orta Amerika‘nın Yukatan bölgesinde yüzyıllardan sonra birden çöken Maya medeniyetidir. Yeni verilere, göre Maya uygarlığının savaş gibi dış etkenlerden değil; nüfusun on yedi yy boyunca yavaş yavaş artması, tarımın yoğunlaşması, bitki örtüsünün tahribi sonucu toprağın taşına gücünün azalması gibi nedenlerle battığı sanılıyor. M.S. 250 tarihinde büyük bir ekolojik krizle, ülkenin nüfusu onda bire düşmüş.
B) EROZYONUN TARIMA ETKİSİ:
Erozyonun en büyük etkisi tarımadır. Topraktaki ile verimsizleşen giderek yok olan tarım arazileri, hızla artan nüfusu besleyemez olmuş ve kentlere göçler başlamıştır. Bu yaşanan göçler ülke ekonomisini olumsuz yönden etkilemektedir. Hayvancılığa ve tarıma dayalı ekonomimiz artık bitmiştir. Toprağın verim düşüklüğü ve nüfus artışı sebebiyle sürekli gerilemektedir. Nüfus artışına karşın tarım nüfusu sabit değildir. Her yıl buğday ithali sürekli artış göstermektedir. Artık çiftçinin eğitimininde önemi anlaşılmıştır ve yem bitkilerinin kültürü, çayır, mera ve sağlıklı süt konularında bilgi vermektedirler.
Tarım ve arasındaki ilişkiyi açıklayan en önemli örneklerden biri, 1950’li yıllarda tarıma açılan Kazakistan stepleridir. Birkaç yıl tarım yapıldıktan sonra, Hazar Denizi’nin kuzeyine rastlayan bu oldukça kurak bölgede, şiddetli baş gösterdi. Buraları otlak olarak kullanan atalarımız, bu konuda haklıymışlar. Tarım alanları terk edildi ve bu topraklar yeniden otlağa dönüştü. Aynı şekilde, Çin’de de otlaklardan tarıma kazanılan topraklar zorunlu olarak terk edildi. Daha küçük çapta da olsa, buna benzer örnekler Ülkemizde de yaşandı. 1950’de 16 milyon hektar tarım alanı, 1980’de 28,2 milyon hektara ulaştı, 1950’li yıllarda İç Anadolu’da Karapınar, Ürgüp yörelerinde, otlak olarak kalması gereken alanlar, çevredeki bazı çiftçilerin itirazına rağmen, tahıl tarımına açıldı. Birkaç yıl sonra eski otlaklar, o kadar inandırıcı bir çöl görünümünü almıştı. Bu arada, yeni tarım bölgelerinin bir kısmı terk edildi ve ülkenin tarım alanı1983’te 26,6 milyon hektara düşürüldü.
C) EROZYONUN BARAJLARA ETKİSİ
Hayatta kalabilmek için tüm canlıların ihtiyacı olan suda barajlarımızın sonucu toprağın kaymasıyla dolmakta yakın bir gelecekte yağmur ve kar sularını toplayamaz duruma geleceğiz. Şimdiden barajlarımızın ömrü azalmış milli ekonomimizi tehdit eden bir konuma gelmiştir. ile birlikte akarsularla sürüklenen topraklar bir taraftan denizlere ve göllere taşınırken diğer taraftan da baraj göllerinde birikmektedir. Böylece trilyonlarca masraflarla inşa edilen, sulama ve enerji amaçlı bu yapıların ekonomik ömürleri iyice kısaltmaktadır. Küçük bir göl olan Tortum Gölü’ne yılda ortalama 2,5 milyon ton alüvyon (bereketli üst toprak) gelmekte ve her yıl gölün 15-20 metrelik bir bölümü kara haline dönüşmekte. 1936 yılında işletmeye açılan Ankara Çubuk 1 Barajı, bugün neredeyse dolmuş durumda. Fırat Nehri üzerinde havzadan aşağıya doğru Keban, Karakaya ve Atatürk barajları yer alıyor. Bu barajlara Fırat Nehri ile onun küçüklü büyüklü yan kollarından ve yamaç arazilerinden her yağıştan sonra önemli miktarda toprak taşınıyor. Keban’ın işletmeye alındığı 1974 yılından günümüze kadar geçen sürede baraj tabanında en az 693 milyon ton toprak birikmiş olduğu hesap ediliyor.

TÜRKİYE’DE
, tüm dünyanın en önemli sorunlarından biridir. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) rakamlarına göre, dünya topraklarının %25′i ve 900 milyon insan, erozyondan etkilenmektedir. Yapılan hesaplamalara göre, dünyanın son 20 yılda yüzünden canlı toprak kaybı 480 milyar tondur. Türkiye de büyük boyutlarda yaşanan erozyondan etkilenmektedir. Türkiye topraklarının yaklaşık %80′inde orta ve şiddetli yaşanmaktadır. yüzünden bir yılda kaybettiğimiz canlı toprağın en az 500 milyon ton olduğu hesaplanmıştır. Bu toprakla birlikte kaybedilen çok kıymetli mineraller ve organik maddelerin 9 milyon ton ve değerinin en az 25 trilyon TL. olduğu bilinmektedir. Eğer önlem alınmazsa 25 yıla varmadan Türkiye topraklarının yüzde 85′ini kaybedecek. Rakamlardan da anlaşıldığı gibi karşı karşıya olduğumuz en büyük tehlike erozyondur.Ülkemizin hızla çölleştiği, Rio’da yapılan Dünya Çevre Zirvesi’nde de doğrulandı. Türkiye’de Avrupa’dakinin 17 katı, Amerika’dakinin ise 6 katıdır. Acil önlem alınmadığı taktirde, ülkemiz yakın bir gelecekte çöl olacaktır.
Hidrologlar, miktarını nehrin taşıdığı toprak, kil, kum gibi katı madde miktarını ölçerek kestirirler. Derlenen verilere göre, Fırat Nehri’nin taşıdığı yıllık ortalama katı madde miktarı 73 milyon ton. şiddetini değerlendirmek bakımından daha yararlı bir değer elde etmek için bu rakam, Fırat’ın suyunu topladığı alan suyunu topladığı alana, teknik adıyla “havza” ya da “drenaj alanı” nın yüzölçümüne bölünür. Fırat’ın havzası 101 km² başına 727 ton toprak taşınmakta. Ülke çapında ortalama , gene bu birimlerle 600 ton kadar. Fırat havzasından daha da fazla erozyona , Kızılırmak (929 ton ), Dicle (1085ton) ve Yeşilırmak (1521 ton) havzalarında rastlanıyor. Bilimsel ölçümleri bir yana bırakılsa bile, bu havzaların en şiddetli erozyona uğrayan alanlar olduğunu görmek oldukça kolay: Ülkenin en bulanık, en çamurlu akan nehirleri bunlardır.
Ülkemizde en fazla aşınan ve en fazla taşınan Yeşilırmak havzasında, km² de 1521 ton , yılda ortalama 0,6 mm. üst tabaka toprağının kaybolmasına tekabül ediyor. Bu da çok şiddetli bir oranı, çünkü 1 mm üst toprağın oluşması genellikle bir yıldan çok daha fazla zaman alıyor. , normal boyutlarında kalsa, her yıl oluşan yeni üst toprak ile aşağı yukarı bir dengede olacaktır. Ama aşınma, toprağın oluşma hızını geçtiği zaman, eko sistemden net bir toprak kaybı oluyor. Yeşilırmak havzası gibi alanlarda bu net toprak kaybının yıllar boyu sürmesi halinde, gelecek kuşaklar için toprağın taşıma gücü azalacak. Bu, sürdürülebilir bir durum değildir Etiyopya ve eski Maya ülkesi gibi toprağın, üzerinde yaşayan insanları besleyemez bir hale gelmesiyle sonuçlanabilecek bir durum. Neyse ki, ülkenin tümü Yeşilırmak havzasının hızıyla aşınmıyor. Türkiye ortalamasının altında gösteren havzaların arasında Seyhan (563 Ton), Gediz (582 Ton), B. Menderes (519 Ton), Göksu (331 Ton) bulunduruyor. Genelde, bir akarsu havzasında, akarsuyun her kolu üzerinde eğim, bitki örtüsü, arazi kullanımı özellikleri çok farklılıklar gösterebiliyor. Çoğu kez, havzaların üst kısımlarında aşınma ve taşınma olayları, aşağı havzalara kıyasla çok farklı olabiliyor. Aşınma oranı eğimin yüksek, arazinin de çıplak olduğu yerlerde çok yüksek. Toprak aşınması ise, nehrin akış hızına bağlıdır. Bir nehrin aşağı kesimlerinde eğim azalınca nehir yavaşlar ve genişler. Bunun sonucu, taşınan toprağın büyük kısmı nehir yatağında birikir.
Doğal dengesi bozulmamış küçük akarsu havzalarından taşınan toprağın genelde çok az olduğu görülür. Örneğin B. Menderesin kollarından Çine Çayı’nın taşıdığı miktar, havzanın her km²’si başına 103 ton olduğu halde B. Menderes havzası bir bütün olarak ele alındığında taşınan toprak miktarı 519 tondur. Çine Çayı da erozyonu az olmasının sebebi, bu havzanın bitki örtüsü oldukça sağlıklı, doğal toprak – su dengesinin bozulmamış bir alan olmasında yatıyor. Çine Çayı gibi akarsuların normal toprak – su dengesine yakın bir durumda olduğunu kabul edelim. Ülkemizde ortalama aşınma yılda km² başına 600 Ton olduğuna göre, bu karşılaştırmadan şöyle önemli bir sonuç çıkarılıyor: Demek ki ülkemizde, normal aşınma olayına kıyasla en az altı kat oranında hüküm sürmekte.
Ülkemizde gerçekten tarım yapılabilecek verimli topraklar, düşünülenin aksine, çok kısıtlıdır. 1. sınıf tarım toprakları ülke yüzölçümünün sadece %6,4′ü, 2. sınıf tarım toprakları ise %8,7’sini oluşturmaktadır. Buna karşılık, kişi, müessese ve tüm kamunun sorumsuzlukları sebebiyle bu son derece “değerli” topraklar, üzerinde tarım yapılması gerekirken, sanayi oluşumlarına, yerleşim alanlarına, karayollarına harcanmaktadır. Yalnız Trakya’da, yeni otoyol 8-10 km. kuzeydeki tarıma uygun olmayan araziden geçirilmediği için, yitirilen verimli toprak 50 bin hektardır. Tuğla fabrikaları yılda 20 bin dekar alüvyon toprağı yok etmektedir. Ancak bu söylemden, “ülkemizde sanayi kurulmasın, yerleşim alanları açılmasın ya da karayolu yapılmasın” anlamı çıkartılmamalıdır. A.Ü. Ziraat Fakülkesi’nden Prof. Koray HAKTANIR’ın da belirttiği gibi “Bir otomobil fabrikası başka bir yere kurulabilir, ama basit bir patates tarlası bir daha yaratılamaz. Bu felaketi engelleme amacıyla, büyük mücadeleler sonunda 1989′da çıkarılan “Tarım Alanlarının Amaç Dışı Kullanımının Önlenmesi” yasası, bir yıl bile geçmeden tadile tabi tutularak ve uygulamada “hükümsüz” kılınarak, sulu tarım alanlarına bile tesis yapılabilmesi mümkün kılınmıştır.
Ormansızlaşma, ülkemizin diğer bir felaketidir. Türkiye’de orman sayılan alanlar 20,2 milyon hektardır. Fakat bu alanların %56’sı bozuk ve verimsizdir. Nüfus başına düşen ormanın dünya ortalaması 12 dönüm iken, ülkemizde bu sadece 3,2 dönümdür. On dönümlük orman alanında yıllık hammadde odun oluşumu, Almanya’da 5,6m3, Romanya’da 4,6m3 iken bizde 1,4m3′tür. Türkiye, ormanlarının hem nitelik hem de niceliği bakımından son derece fakir bir ülkedir. Türkiye’nin 1993 yılı odun hammadde tüketimi 33 milyon m3′tür. Aynı yıl devlet ormanlarından 15 milyon m3, kavakçılık sektöründen 4 milyon m3 üretim yapılmış ve ithalatla da 3 milyon m3 sağlanmıştır. Geri kalan 11 milyon m3 devlet ormanlarından kaçak kesimlerden sağlanmıştır. Meraların tahribi olgusu da ülkenin geleceğini karartan bir diğer olgudur. 1935′te 44,3 milyon hektar çayır ve meramız vardı. Bu miktar bugün 21,7 milyon hektara inmiştir. 60 yılda meralarımızın yarısından fazlasını kaybettik. Ve kalan meralarımızın çok büyük çoğunluğu vasıf ve verimliliklerini kaybetmiştir. Bu konuda nedenler çeşitli ama temel neden aynıdır. Hemen tamamı devlete ait olan çayır ve meralarımızın sahibi yoktur ve bakanı koruyanı yoktur. Devletin çayır ve meralarının bugün 2001 yılında 1858 tarihli “Osmanlı Arazi Kanunnamesi” ile, esas itibariyle, yürütüldüğünü ve bu konuda hazırlanmış olan kanunun tam 35 yıldan beri, parlementomuzun genel kuruluna çıkarılmamıştır. Bunu sonucu dünyanın en az hayvan yetiştiren ülkesi Hindistan’dan et ithal ediyoruz. .
Tarımda da durum farklı değildir. Buğday üretimi 1988′de 20,5 milyon tondan 1995′te 15,7 (tahmini rekolte)’ye inmiştir. Bu durum kişi başına buğday üretimimizin 382 kg’dır. 1986 ile 1993 yılları arasında çavdar üretimi kişi başına 6,8 kg’dan 3,9 kg’a, yulaf üretimi 5,8 kg’dan 4,1 kg’a, pirinç üretimi 3,2 kg’dan 2,2 kg’a, ayçiçek üretimi 18,3 kg’dan 13,6kg’a, zeytin üretimi 19,6 kg’dan 9,2 kg’a düşmüştür. Bu yetersizliğin halka yansıyan bölümünü basit bir örnekle gösterebiliriz. İstanbul’da 1990 yılı Şubat ayında ekmeğin bir kilogramı 1250.-TL. iken, bugün 125.000.-TL (100 kat) olmuştur
Erozyonun asıl sebebi, bitki-toprak-su arasındaki dengenin insanlar tarafından bozulmasıdır. Yeşil örtünün yok edilmesi, toprakla su arasındaki barışıklığı bozar ve bu iki can yoldaşını birbirine düşman eder. Bitki-toprak-su dengesini bozmamızın yarattığı çok önemli diğer bir sorun da yakın zamanda açlığa ilaveten susuzlukğa mahkum olacağımızdır. Yıllık kullanılabilir su kapasitesi 110 milyar m3 olan, 200′den fazla kurulu barajı olan Türkiye susuz kalacak. Çünkü bütün barajlarımız büyük bir hızla toprak dolmaktadır. Keban Barajı’nın daha şimdiden üçte biri toprak dolmuştur. 150 yıl çalışmak üzere inşa edilen Sarıyar Barajı’nın 25 metrelik su bacasının sadece 5 metrelik kısmı su üzerindedir ve baraj 10 yıl sonra elektrik üretemeyecektir. ODTÜ’nün yaptığı bir araştırmaya göre, sadece yüzünden 16 barajımız verimli olmaktan şimdiden çıkmıştır. Seyhan Barajı’nda 20 yıl sonra elektrik üretimi yapılamayacaktır. Çukurova Üniversitesi’nin yaptığı incelemelere göre GAP’taki barajlarımız, beklenenden önce toprakla dolacaktır. Bu duruma hiç şaşırmamak gerektiğini belirtiyorlar. Zira, Fırat Nehri’nin tek başına yılda 110 milyon ton toprak sürüklediği devlet kuruluşlarının tespitidir..
Bu sorunları artıran çok önemli bir problemimiz de hiç şüphesiz, kontrol edemediğiniz nüfus artışımızdır. Türkiye’nin bugünkü nüfusu 62,8 milyondur. Bu nüfus beş yıl sonra 70 milyon ve on beş yıl sonra 100 milyon olacaktır. Ükemizin bugünkü ve mevcut gidiş karşısında gelecekteki kapasitesi, bu nüfusun hiçbir ihtiyacını karşılayabilecek durumda değildir.
Bugün nüfusumuzun %72,5′i kentlerde yaşamaktadır. Oysa daha beş yıl önce bu oran %59,2 idi. Son beş yılda kentlerimizin nüfusu 12 milyon artmıştır. Bu kentsel yığılma, mevcut 4 milyon işsiz hariç, her yıl en az bir milyon kişinin “yeni iş talebi” demektir. Gelişmiş ülkelerde, tarımda çalışanların sanayide çalışanlara oranı sürekli yükselmektedir. Ancak bu azalma, tarımda teknolojinin gelişmesi ve verimliliğin artması, sanayide ise istihdam artışları nedeniyle yavaş ve düzenli olarak gerçekleşmektedir. Ülkemizde ise, köylerden kentlere göç, böyle olumlu bir gelişme sonucu değil, toprak erozyonunun yarattığı yoksulluk, açlık ve susuzluk nedeniyle oluşmaktadır.
Ülkemizde oluşumu açıkça görülen bu olumsuzlukların yaratacağı ciddi sonuçları önlemenin tek yolu, kırsalda çiftçilik ve hayvancılıkla geçinen aileleri, yerlerinde memnun ve mutlu kılacak bir ortam yaratmaktır. Böylece hem tarımsal ve hayvansal ürün ihtiyaçlarımızın kendi imkanlarımızla karşılanması ve hem de kentlerdeki yığılmanın getirdiği pek çok ekonomik, sosyal ve sonuçta siyasal çalkantı ve çöküşün önlenmesi mümkün olabilecektir. Bunun olabilmesi için de, ülkemizin yeşil örtüsünü, ormanımızı, fundalığımızı, çayırımızı, meramızı korumalı ve bu suretle erozyona mani olarak, en kıymetli doğal varlığımız, tarımımızın ve hayvancılığımızın anası olan toprağımıza sahip çıkmalıyız.

Dünyadaki Erozyonun Türkiye İle Karşılaştırılması
Türkiye’deki akarsular ile sadece yüzer halde taşınan malzeme miktarı ortalama olarak yılda 345 milyon tonun üzerindedir. Dünyadaki akarsularda yüzer halde taşınan katı madde miktarı toplam 20 milyar ton düzeyindedir. Türkiye’deki akarsuların taşıdığı yüzer haldeki malzeme miktarı, dünyada taşınan katı madenin 1/50’sine denk düşmektedir.
Ülkeınizde 1 kilometrekarelik alandan aşınarak akarsulara karışan ince malzeme miktarı, yılda ortalama yaklaşık 600 tondur: Dünyada ise yılda ortalama 142 tondur.
Ülkemizde birim alandan taşınan katı materyal miktarı; Afrika’dan 22 kat, Avrupa’dan 17 kat ve Kuzey Amerika’dan 6 kat daha fazladır .
Bu rakamlar, ülkemizdeki erozyonun çok şiddetli olduğunu göstermektedir
TÜRKİYE’DE MERA ALANLARI VE SORUNLARI:
Türkiye’deki mera alanlarının % 87’si tarıma elverişli olmayan V.,VI. ve VII. Sınıf arazilerdir. Topoğrafik yapı nedeniyle genellikle dağlık olan ülkemizde tarıma elverişli düz araziler oransal olarak fazla değildir. Oldukça meyilli ve yüksek araziler mera olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle meralarımız erozyona karşı hassas yerlerdir. Dolayısıyla meralarımızda aşırı otlatmaya meydan vermeden, düzenli otlatma yapılmasının önemi daha da artmaktadır.
Eski çağlardan beri çeşitli kültürlere beşiklik etmiş Anadolu’da yer yer yoğun olarak tarım ve hayvancılık faaliyetleri yapıldığı bilinmektedir. Bu bölge, Urartu ve Hititler zamanında Anadolu’dan civar ülkelere tarımsal ürün ihraç etmekteydi. Daha sonraki dönemlerde, özellikle Osmanlılar zamanında iç isyanların çıktığı, asayişin kontrol altına alınamadığı devirlerde bir kısım halkın baskılardan kurtulmak için dağlık alanlara gitmesi ile dağınık bir yerleşim şekli ortaya çıkmıştır. Kapalı ekonominin uygulandığı bu kesimlerdeki nüfusun zamanla artması ve buna paralel olarak hayvan sayısının da artışı sonucu meralar üzerindeki aşırı ve düzensiz otlatma başlamış ve gittikçe artan yoğunlukta devam etmiştir. Böylece yıllardan beri devam eden aşırı ve düzensiz otlatma sonucu üzerindeki diri örtüsü büyük ölçüde tahrip olan meralarımız, erozyona maruz sahalar durumuna gelmiştir. Otlatma kapasitesi düşmüş olan bu sahaların yeniden verimli hale getirilmesi ve kaynağı olmaktan çıkarılması mera ıslahı çalışmalarının ana amacıdır. 1950’li yıllardan itibaren tarıma traktörün girmesi ile özellikle İç Anadolu platolarında bulunan mera alanlarının tarıma dönüştürülmesi hızlanmıştır. Diğer taraftan hayvan sayısındaki artış devam etmiştir. Birim sahada otlayan hayvan sayısı arttıkça meraların tahribi hızlanmıştır. Çünkü, aşırı ve erken otlatma meralardaki ot verim kapasitesini düşürdüğü gibi klimaks ot kompozisyonunu da bozmaktadır. Bu durum ise meraya özgü otların zayıflamasına ve zamanla ortadan kalkmasına neden olmaktadır. Buna karşılık meralarda bulunan ve çoğunluğu yabancı olan dikenli ve acı ot türleri artmaktadır. Nitekim sığırkuyruğu (verbascum sp.), sütleğen (euphorbia), çoban yastığı (acantholimon), deve dikeni (alhagi) ve geven (astragalus) gibi dikenli otlar ortama hakim duruma gelmektedir. Özellikle yarı kurak bölgelerimizdeki subalpin ot kompozisyonu önemli ölçüde bozulmuş ve buralarda yerli otların yerini kurakçıl ve dikenli olan otlar istila etmiştir.
6831 sayılı Orman Kanununun 20, 21 ve 22. Maddelerine göre Orman Bakanlığı’nın sorumluluk alanına giren meralardan 1 milyon hektar saha alınacak önlemlerle yeniden verimli hale getirilebilecek sahalardır.
1935 yılında 44,3 milyon hektar olan meralarımızda otlayan hayvan sayısı 20,3 milyon büyükbaş hayvan birimi (BBHB) iken, 1950 yılında 28 milyon hektar merada, otlayan hayvan sayısı 21 milyon BBHB olmuş, bugün ise 21,7 milyon hektar sahada otlayan hayvan sayısı 27,2 milyon BBHB’ ne ulaşmıştır. Diğer bir anlatımla 1935 yılında 1 BBHB için 2.2 hektar mera sahası düşerken, bugün 1 BBHB için 0.79 hektar mera sahası düşmektedir.
25 Şubat 1998 tarihinde çıkarılan 4342 Sayılı Mera Kanunu ile mera alanlarının belirlenen kurallara göre kullanılması, sürekli denetiminin sağlanması ve korunması ilkeleri belirlenerek mera alanlarının disiplin altına alınması sağlanmıştır; ancak, mera ıslahı çalışmalarına henüz başlanılamamıştır.
MERA ALANLARININ ISLAH EDİLEREK EROZYONUN ÖNLENMESİ VE HAYVANCILIĞIN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN NELER YAPILMALIDIR
Orman içi, orman kenarı ve orman üstü meraların teknik özellikleri, çerçevesinde yaşayan halkın sosyo-ekonomik sorunlarından dolayı diğer meralardan farklı özellikler taşımaktadır. Bu amaçla, mera alanlarından faydalandırılma karşılığı devlete gelir sağlama yaklaşımı ile değil halkın gelir ve kültür düzeyinin yükseltilmesi ile birlikte meraların ıslahı yapılmalıdır.
Yurdumuzda erozyonun önlenmesinde; en ucuz ve etkili metot, meraların rasyonel kullanılmasıdır; çünkü, aşırı hayvan otlatılması ve otlatma mevsimine uyulmaması sonucunda meralarımız erozyonun kaynağı haline gelmiştir.
Bütün dünyada olduğu gibi, hayvansal üretimde ahır hayvancılığı esastır. Bu amaçla; yem bitkileri üretimine ağırlık veren ve hayvancılığı geliştiren halk katılımlı entegre projelerin uygulamaya konması sağlanmalıdır. Mera alanlarındaki otlatma baskısını azaltmak için hayvan ırkları ıslah edilerek azami verim alınması sağlanmalı, ahır hayvancılığı geliştirilmelidir.
Kuruluşlar arası koordinasyonlar sağlanarak ortak projeler üretilmeli, meralardan faydalanan yöre halkının katılımı sağlanmalıdır.
Mera alanlarında otlatma planlamasının önemi örnek çalışmalar ile yöre insanlarına tanıtılmalı bu konuda eğitici çalışmalara ağırlık verilmelidir.
TÜRKİYE’DE EROZYONUN NEDENLERİ
1) Doğal Yapıdan Kaynaklanan Nedenler :
A) İklim
İklimin üzerine etkisi; yağış, sıcaklık ve rüzgarla olmaktadır. Bunların içerisinde en önemlisi yağış olup, yağışın da şekli, şiddeti, süresi ve rejimi erozyona farklı etkiler yapmaktadır. Diğer taraftan sıcaklık, yağışların çeşidini, toprağın donmasını ve nem içeriğini etkilemek suretiyle detaylı olarak erozyonun şiddetine tesir etmektedir. Bu açıdan Doğu Anadolu Bölgemizde toprağın 50 cm. derinliğe kadar donması ve sıcak havalarda gevşemesi olayı, diğer bölgelerimizde yağmur ve rüzgar, olayları açısından önemlidir.Ülkemizin dünyadaki konumu nedeniyle özellikle İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nde yaz kuraklığı ve yağış azlığı/yetersizliği diğer bölgelere göre daha fazladır. Bu nedenden dolayı, bitki örtüsünün zayıf olduğu bu bölgeler ülkemizin erozyondan en fazla etkilenen bölgeleridir. Çünkü, kurak ve yarı kurak sahaların mevcut ekosistemlerinin bozulması kolay ve hızlı olmakta ve bozulan ekosistemlerinin tekrar eski haline getirilmesi de zor ve pahalı olmaktadır.
B) Topografya
Yamacın eğim ve uzunluğu erozyonda etkili topografık etkenlerdir. Erozyonun şiddeti ve toprağın yüzeysel akışla taşınmasına neden olan faktörlerin başında eğim gelmektedir.
Dünyada kara kütlesinin ortalama yüksekliği 700 m., Avrupa’nın 330 m., Afrika’nın 600 m., Asya’nın 1010 m. olmasına rağmen Türkiye’nin ortalama yüksekliği 1132 m. ‘ye ulaşmaktadır. Yükselti basamakları dikkate alınarak yapılan değerlendirme de 0-500 metre arasındaki alanlar ülkemizin % 17,5′u, 500-1000 metre arasındaki sahalar % 26,6’sını kaplamakta,1000-2000 metre arasındaki alanlar ise % 45,9′ a ulaşmaktadır.
Ülkemiz arazisinin eğimli ve engebeli olması, orman ve ot örtüsünün tahrip edildiği alanlarda doğal dengenin hızla bozulması sonucunu doğurmaktadır. Doğal dengenin bozulması sonucu hızla toprakların aşınması süreci başlamaktadır. Erozyonun şiddetli olarak devam ettiği alanlarda altta bulunan jeolojik yapı yer yer taşlı ve kayalık araziler halinde ortaya çıkmaktadır.
C) Jeolojik ve Toprak Yapısı
Ülkemizin jeolojik ve toprak yapısı; genelde pekişme durumu zayıf, ayrışmaya ve değişmeye karşı fazla direnç göstermeyen taneli, tortul ve volkaniktir. Toprak ile jeolojik yapı arasında sıkı bir ilişki vardır. En fazla aşınmaya uğrayan zeminler Eosen ve Neojen zamanlara ait araziler ile volkanik kül ve tüflerdir. Genelde pekişme durumu zayıf, ayrışmaya ve erozyona karşı fazla direnç göstermeyen gevşek yapılardan oluşan topraklarımız erozyona hassas bir yapıdadır. Bu nedenle, en fazla aşınan ve sellere en fazla malzeme veren kaynaklar kumlu, siltli, çakıllı olan pekişmemiş araziler ile bünyesine su aldığında kısa sürede eriyebilen tuzlu ve alkali maddeler bakımından zengin, milli ve killi depolar olmaktadır.
Ülkemizde, toprak örtüsünün tamamen yok olduğu eğimli alanlarda erozyonun şeklini, şiddet ve seyrini; jeolojik yapıyı oluşturan ana materyalin yapısı, bünye özelliği, yağış sularını tutma ve geçirme kapasitesi gibi fiziksel ve kimyasal özellikleri belirler. Öte yandan, kurak ve sıcak iklim şartları altında Anadolu’nun kapalı havzalarında çökelmiş olan tuzlu, alkali maddeler bakımından zengin killi, marnlı ve jipsli depolarda kimyasal ön plana geçmiştir.
Ülkemizde, bazı ana kayalar üzerinde oluşan toprak aşınması; kayalık-taşlık alanların ortaya çıkmasına ve dolayısıyla buraların VIII. sınıfa giren araziler haline gelmesine yol açmıştır.
D) Bitki Örtüsü ve Ölü Örtü
Çıplak arazilere oranla bitki örtüsü ile kaplı arazilerde daha az meydana gelmektedir; çünkü, bitki örtüsü intersepsiyonla toprağa ulaşan yağışın miktarını, şiddetini ve mekanik etkisini azaltır,kökleriyle toprağı sarar ve taşınmasını önler. Orman toprakları ise, suyun akış hızını azaltır ve suyun toprağa sızmasını artırarak erozyonun şiddetini düşürür. Ayrıca; bitki örtüsü, toprak yüzeyinde biriktirdiği ölü örtü ile toprağı yağmura karşı korumaktadır. Özellikle, orman ölü örtüsü, en şiddetli yağışları yüzeysel akıma geçmeden toprak içerisine kolaylıkla geçirebilecek bir infıltrasyon kapasitesine sahiptir.
2) Sosyal ve Ekonomik Nedenler :
A) Ormanların Tahribi
Ülkemiz ormanları, bilinçsiz ve usulsüz faydalanmalar, otlatma, tarla açma ve bilinçsiz endüstrileşme gibi çok değişik kullanım amaçları ile tahrip edilmekte ve antropojen step alanına dönüştürülmektedir. Diğer taraftan bu alanlarımız orman niteliğini kaybettiği gerekçesiyle 1744/2 madde ve 2896/3302-2B gibi yasal düzenlemelerle orman tahdit alanı dışarısına çıkarılmakta ve böylece ormansızlaşma yaratılmaktadır. Mesela 1974-1994 yılları arasında 412:000 hektar alan orman tahdit alanı dışına çıkartılmıştır . Son yıllarda sık sık sel afetlerine uğrayan Bolu ilinin Düzce, Yığılca ve Kaynaşlı yerleşim birimlerinde 1968-1986 yılları arasında bu yasalarla ortaya çıkan orman azalmasının sırasıyla, 3876 ha., 2382 ha. ve 83,9 ha.olduğu saptanmıştır.
Ayrıca, Anadolu köylüsü, orman alanlarının tümünü adeta bir mera alanı gibi görmekte ve herhangi bir izin almaya gerek görmeksizin bu alanlarda gelişigüzel hayvan otlatmacılığını sürdürmektedir. Ancak, orman idaresince gençleştirmeye tefrik edilen sahaların dikenli tel ile koruma altına alınması halinde bu otlatmaya zorda olsa engel olunabilmektedir.
Bu şekilde; devlete ait orman alanlarının ve mera niteliği taşımayan hazine arazilerinin düzensiz ve aşırı otlatma amaçlı kullanılması da Türkiye’deki erozyonun artmasının ana etkenlerinden birini oluşturmaktadır.
Her yıl meydana gelen yüzlerce orman yangını ile de binlerce hektar orman yok olmaktadır. Yüksek eğimli orman alanlarında, ormanın ortadan kalkması sonucunda hareketleri hızla artmaktadır: Yeşil örtünün bir anda yangınlarla yok olması, sağnak şeklinde yağan ilk yağışlarla birlikte toprak kaybına ve bir çok yerin bir daha yeşil örtü ile kaplanamayacak şekilde elden çıkmasına, sahanın taş ve kayalığa dönüşmesine neden olmaktadır.
B) Tarım Alanlarında Yanlış Arazi Kullanımı
Ülkemizde yetenek sınıflarına göre tarıma uygun olmadığı halde tarım yapılan ve bu şekilde yanlış kullanılan arazinin alanı 6.1 milyon hektarı bulmaktadır.
Yanlış arazi kullanımı, değişik amaçlara yönelik uygulamalarla giderek artmaktadır. I. II.III. ve IV. sınıf arazilerdeki yaklaşık 172 000 hektar arazi yerleşme alanı ve sanayi alanı olarak kullanılmaktadır. Özellikle son 20 yıldan bu yana tarım alanları yerleşim ve ticari tesislerle işgal edilmesi büyük bir ivme kazanmıştır. Bu durum tarımda verimi azaltırken aynı zamanda sel ve taşkınları da artırmıştır.
Diğer taraftan 2634 Sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’na 3711 Sayılı Kanun’la eklenen 18. Madde, 6831 Sayılı Orrrıan Kanununun 17. ve 115. Maddeleri, 2924 Sayılı Orman Köylerinin Kalkındırılması Hakkındaki Kanun ve değişiklikleri ( 3763 ve 4127 Sayılı kanunlar), 3213 Sayılı Maden Kanunu önemli ölçüde orman tahribatına yol açmaktadır .
C) Meralarda Aşırı Otlatma
Verim kapasitesinin çok üzerinde ve düzensiz otlatılan meralarda ot örtüsünün tahrip olması yüzey erozyonunu arttırmaktadır. Mera kapasitesi aşıldığı andan itibaren, meradaki bitki örtüsü ve toprağın yapısı bozularak erozyona elverişli hale gelir. Meralarda, doğru otlatma mevsiminin seçilememesi ve aksine ağır otlatma yapılması, meraların aşırı derecede tahrip edilmesine neden olur. Dolayısıyla erozyonun kaynağı olarak vasfını kaybetmiş meralar büyük önem taşır.
D) Dağınık ve Düzensiz Kırsal Yerleşme
Tabiatı en çok kullanan, en çok bozan ve en çok düzelten insandır. İnsan müdahalesi olmadan meydana gelen erozyona normal denilmektedir. İnsan; tarımsal, sosyal ve ekonomik ihtiyaçları için bitki örtüsünü kaldırarak, toprağı diğer kullanım şekillerine dönüştürmektedir.
1997 nüfus sayımına göre, yurdumuzda orman içi ve civarı köylerde 7.050 milyon insan yaşamaktadır. Bu köylerin çoğu özellikle dağlık alanlarda birden fazla mahallenin birleşmesinden meydana gelmektedir.Bu köylerin önemli bir bölümünde yeterli ekonomik gelire sahip olmayan fakir insanlar yaşamaktadır. Bu durum, rakımı yüksek dağlık alanlarda ekosistemin bozulmasına ve böylece erozyonun hızlanmasına neden olmaktadır.
YURDUMUZDA EROZYONUN KABUL EDİLEBİLİR SINIRLARA ÇEKİLEBİLMESİ İÇİN YAPILMASI GEREKENLER
Yurdumuzda, aşırı erozyonun nedenlerinden en önemlileri orman ve meraların tahribatıyla ortaya çıkmaktadır. Karşımızda insan bulunmaktadır; bu nedenle, sorununun havzada yaşayan ve doğal kaynakları yanlış kullanan yöre insanı ile birlikte çözmek gerekmektedir.Bu temel yaklaşımın hayata geçirilmesi için erozyonun havza bazında ele alınması, havzaya hizmet götüren tüm kurum ve kuruluşların halkın katılımı ile hazırladıkları gelir artırıcı faaliyetlerle desteklenen entegre projeler ile uygulama yapmaları gerekmektedir.Bu temel yaklaşım; Orman Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nce halen yürütülen Doğu Anadolu Su Havzası Rehabilitasyon Projesi’nde denenmiş ve çok olumlu sonuçlar alınmıştır.
Bu olumlu tecrübeden hareketle orman rejimine dahil olan veya orman rejimine alınmak üzere tahsis edilen alanlarda kontrolü tedbirlerini havzada bulunan orman köylerinin kalkındırılması amacıyla köylünün katılımını esas alan bir anlayışla alınmasını öngören 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 58. Maddesi’ni değiştiren kanun teklifi yasalaşmalıdır.
6831 Sayılı Orman Kanunu’nun 61. Maddesi, sadece orman dışı alanlarda yapılacak ağaçlandırmaları hükme bağlamıştır. Bu alanlarda yapılacak çalışmalar kapsamına kontrolü çalışmalarının dahil edilmesini, ayrıca yapılmış ve yapılacak barajların su toplama havzalarında ağaçlandırma ve kontrolü çalışmalarının Orman Bakanlığı’nca yapılabilmesi ve bununla ilgili finansmanın da Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nce sağlanmasını öngören 6831 Sayılı Kanunun 61. Maddesi’ni değiştiren kanun teklifi yasalaşmalıdır.
Katılımcı havza yönetimine gidilmelidir: Sürdürülebilir havza yönetiminde yöre halkının katılımını da sağlayacak projeler üzerinde durulmalı ve program uygulamalarının ana ilkesi olmalıdır. Proje çalışmalarında yöre halkının desteği ve önerileri dikkate alınarak uygulamalar yapılmalı, projenin hazırlanmasından uygulanmasına kadar tüm kararlar halkın katılımı ile gerçekleştirilmeli ve böylece köylümüzün projeye sahiplenmesi sağlanmalıdır. Ülkemizdeki erozyonun boyutları karşısında bu felaketle mücadele için ayrılan kaynakların son derece kısıtlı olduğu göz önüne alınarak, ülkede yaşayan tüm fertlerin bu konuya duyarlı olması gerekmektedir. Bu nedenle, kontrolü tedbirlerinin alınmasında toprak ve arazi değerlendirme etüdlerinin çok iyi yapılması ve havzada yaşayan halkın çoğunluğunun benimseyeceği metotların uygulanmasına dönük gelir artırıcı faaliyetlerle desteklenen projelere ağırlık verilmelidir.
Parçalanmış ve üretimde etkinliğini yitirmiş arazilerin toplulaştırılmasına hız veren ve bu amaçla hazırlanan Arazi Toplulaştırma Yasası yürürlüğe konulmalıdır.
Önemli sel havzalarında Havza Islahı Grup Müdürlükleri kurulmalıdır. •
Toprak erozyonu ve doğurduğu zararlar konusunda halk bilinçli değildir. Erozyonun zararlarının halka anlatılması için her türlü basın organından yararlanılmalı, konusunda gelecekte bilinçli bir toplum yetiştirilmesi için ilkokuldan itibaren gerekli eğitim verilmelidir.
Sivil toplum örgütlerinin eğitim çabaları desteklenmelidir. Gerçekten son yıllarda , sivil toplum örgütlerinin sayısında bir artış olmuş ve bu konuda halkın bilgilendirilmesinde ve bilinçlendirilmesinde daha fazla gayret sarf edilmiştir.
Yapılan çalışmalarda amaçlanan sonucun alınabilmesi ve alınan ödeneklerin doğru hedeflere kanalize edilebilmesi için faaliyet gösterilecek sahaların yasal statüsünün bilinmesi ile saha seçimindeki önceliklere uyulmalıdır.
kontrolü faaliyetlerinde başarılı sonuç alınabilmesi için tesis çalışmalarının tamamlanmasından sonra sahada yapılacak olumsuz müdahalelerin önlenmesine çalışılmalıdır. Bunun için sahanın hayvan otlatılması başta olmak üzere bitki örtüsünü tahrip edici etkenlere karşı korunması da ihmal edilmemelidir. Esas olan ağaçlandırılmış veya kontrolü tedbirleri alınmış sahaların yöre insanı tarafından korunmasıdır. Bu nedenle, yapılacak her türlü çalışmaya yöre insanının da katkısı sağlanmalı ve sahaların korunmasından da Köy Tüzel Kişiliklerinin desteği alınmalıdır.
Türkiye’de bugüne kadar çığlara karşı bir tedbir alınmamış ve çığ etüdleri de yapılmamıştır. Bu etüdlerin yapılarak uygulamalara süratle geçilmelidir. •
Türkiye’de, Toprak Muhafaza Milli Planı katılımcı yaklaşımla hazırlanmalıdır. Bu amaçla kurum ve kuruluşlar vakıf ve personeller bir araya gelerek söz konusu planın uygulanabilirliği tartışılmalı ve kuruluşların kontrolü çalışma konuları netleştirilmelidir. •
Türkiye’de il ve ilçe bazında sel dere havzalarının çalışma önceliği belirlenmelidir ve bu belirlenen öncelikli havzalar için katılımcı havza projeleri hazırlanmalı, uygulamaya konulmalı ve bölgelere göre uygulama model projeleri ortaya konulmalıdır.
Özellikle dağlık havzalarda silvipastoral uygulama projeleri yaygınlaştırılmalıdır.
Mülkiyet sorunlarının çözümlenmesi için Orman kadastrosu çalışmalarının bitirilmesine çalışılmalıdır. •
kontrolü çalışmalarında, halkın sosyal ve ekonomik sorunlarını tespit eden ve bunu çözümleyebilen, toprak muhafaza ilmini tekniğini iyi bilen çeşitli disipline sahip teknik elemanlara son derece ihtiyaç olduğundan bu kalitede elemanların en kısa sürede yetiştirilmesi gerekmektedir. Bu konuda ara elemanların yetiştirilmesi için de yeni okulların açılması uygun mütalaa edilmektedir. •
Ülke topraklarının korunması ve yetenek sınıflarına göre kullanılmasını sağlayacak yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

AĞAÇLANDIRMA VE KONTROLU GENEL MÜDÜRLÜĞÜNÜN ÖNEMLİ KONTROLU, MERA ISLAHI VE YEŞİL KUŞAK PROJELERİ
Doğu Anadolu Su Havzası Rehabilitasyon Projesi :
Proje, Dünya Bankası ile Hükümetimiz arasında 25 Mart 1993 tarihinde imzalanmış ve uygulanmasına da aynı yıl başlanmıştır. Proje için 110 milyon ABD Doları harcanacaktır. Bunun 77 milyon doları dış kredi, 33 milyon doları ise iç paradır. Proje 2001 yılında bitirilecektir. Projeye, 1993 yılından itibaren Elazığ, Malatya ve Adıyaman’da başlanmıştır. 1998 yılında Adana, K.maraş ve Sivas , 1999 yılında da Isparta, Antalya, Mersin, Gaziantep ve Şanlıurfa dahil edilerek toplam 11 ilde 79 mikro-havzada uygulanmaktadır.
Projenin uygulandığı bölgelerde, tarım arazileri az ve bu arazilerin de sulama imkanları kısıtlıdır. Hayvancılık ve küçük ölçekte tarım halkımızın en önemli geçim kaynağıdır. Fakat bu sektörde de gerekli teknik bilgi finansman ve alt yapı eksik olduğu için köylümüz yeterli geliri elde edememektedir.
Projenin amacı; Köylülerin ortak olarak kullandıkları orman ve mera alanlarında erozyonu kontrol altına almak için sürdürülebilir bir yönetim şekli geliştirmek, çiftçi ve köylüyü, dağlık eko-sistemin ıslahında bizzat işe sokmak ve böylece kontrolü ve mera ıslahı çalışmalarında köylü ve çiftçi katılımını sağlamak, kontrolü ve meraların ıslahını kabul eden köylerde uygulayıcı kurumların, sulama tesisleri inşaatı, arıcılık ve tarımsal üretimi arttıran çeşitli gelir arttırıcı faaliyetleri ile kırsal kesimin kalkınmasını sağlamak, sonuçta erozyona karşı, halk katılımlı entegren düzeyde hazırlanmış, uygulanabilir bir örnek projeyi yaşama geçirmektir.
1999 yılı sonu itibariyle yapılan işler; 33121 ha kontrolü, doğal kaynakları koruyucu, mevcut eko-sistemi geliştirici çalışmalar yapılmıştır. 9526 ha. mera ıslahı gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalarda meraların gübrelenmesi ve mera yönetiminin düzenlenmesi için köylü ile işbirliğine gidilerek otlatmanın planlanması yapılmıştır. 2167 ha. bozuk ve çok bozuk meşe ormanlarının rehabilitasyonu tamamlanmıştır. 2131 ha sulanabilen ve sulanamayan tarım terasları inşa edilmiştir. 564 adet sulama havuzları tesis edilmiştir. 531631 m. sulama kanalı yapılmıştır. 4761 ha saha sulamaya açılmıştır. Köylüye, 25040 adet arı kovanı dağıtılmıştır.

Senirkent Kontrolu Projesi:
Proje, Dünya Bankası, Toplu Konut İdaresi ve AGM’nin işbirliği ile uygulanmaktadır. Finansman miktarı 1.4 milyon ABD Doları olup süresi 3 yıldır.
Projenin Amacı: Senirkent ilçesinin güneyinde yer alan Kapı Dağları’ndan gelen sel ve taşkınların önlenmesi ve erozyonun durdurulmasıdır. Kapı Dağları’ndaki su toplama havzalarında şiddetli toprak erozyonu devam etmektedir. Ayrıca, bu dağlarda, su havzalarında oluşan sel ve taşkınlar Senirkent ve Uluborlu çevresinde can ve mal kayıplarına yol açmaktadır. , sel ve taşkınların önlenmesi amacı ile Senirkent ilçe merkezini etkisi altında bulunduran Doğrudere, Su Yolu Deresi havzalarında ve bu havzaların devamı olan sahalarda toprak muhafaza, enerji ormanı tesisi, mera ıslahı ve nehir kenarı ağaçlandırmaları yapılmaktadır. 1999 yılı sonuna kadar 1737 ha. alanda çalışma yapılmıştır.
Çankırı-Taşyaka Meraları Islahı ve Kontrolu Projesi:
1976 yılında 102300 ha’lık sahayı kapsayan proje, 11390 ve 56778 ha’lık iki uygulama projesi şeklinde yapılarak uygulanmıştır. FAO’dan gıda yardımı projesi ile uygulamalar desteklenmiştir. Proje, Ağaçlandırma ve Kontrolü Genel Müdürlüğü, Orman Genel Müdürlüğü, Orman ve Köy İlişkileri Genel Müdürlüğü (ORKÖY), Tarım Bakanlığı ve Mahalli İdari Teşkilatların katılımlarıyla yapılan ortak bir çalışmadır. Projede, 42130 ha. mera ıslahı öngörülmüştür.
Adana-Akyatan Kumul Tespit Çalışmaları:
Çalışmanın amaçları; Adana-Akyatan Kumulu’ndaki tarım arazilerini, yolları, köyleri toz ve kum fırtınalarından koruyarak tarımsal üretimi ve daha önemlisi buralarda yaşayan vatandaşlarımızın günlük hayatlarını sıkıntısız ve tehlikesiz bir şekilde sürdürmelerini sağlamak, bugün için hiçbir ekonomik değer taşımayan alanların ağaçlandırılması ile ülke ekonomisine katkıda bulunmak ve işgücü istihdamı yaratmak, büyük balık rezervine sahip Akyatan Gölü’nün kumlarla dolmasını önlemek, 14 km. uzunluğundaki kıyı alanında deniz turizmi için yer kazandırmaktır.
Proje büyüklüğü 2021.65 ha. olup çalışmalara 1972 yılında başlanmıştır.
Adana-Çakıt Çayı Kontrolu Projesi
1980 yılı İlkbaharında Seyhan Nehri’nin bir kolu olan ve Seyhan Gölü’ne dökülen Çakıt Çayı taşmıştır. Taşkın ve sel felaketi, bir taraftan trafiği en yoğun karayolu ağı olan E-5 karayolunu, diğer yandan da demiryolunu tahrip etmiştir. Ancak asıl büyük tehlikeyi ise Adana şehri atlatmıştır. Bu tehlike baraj altında kalan mahallelerin boşaltılması ve bu barajın kapaklarının açılmasıyla atlatılabilmiştir.
Felaketin görünür nedeni ani yağışlar sonucu karların erimesi ise de asıl önemli faktör Toroslardaki orman tahribinin olduğu şüphesizdir.
Sel ve taşkın zararlarına karşı başta Adana olmak üzere yerleşim merkezlerini ve tarım alanlarını korumak, Seyhan Barajı’nın dolmasını engellemek, kara ve demiryolu ağını korumak, havzada genel olarak toprak aşınma ve taşınmalarını önlemek amaçlarına yönelik olarak proje 1982 yılında başlamıştır. Projenin genel alanı 140056 ha.’dır. Bu alanın 41388 hektarında mera ıslahı, 60887 hektarında ağaçlandırma ve kontrolü çalışması, geriye kalan 37781 hektarlık alanda toprak sığ olduğu için korumaya alınarak otlandırma-örtü geliştirme çalışmaları yapılması planlanmıştır.
Kahramanmaraş Ahırdağı Kontrolu Çalışması
Ahırdağı önceleri sedir ormanı iken usulsüz yararlanma ve düzensiz otlatmalar sonucunda orman örtüsüz (ot) karakterinde bir yapıya dönüşmüştür. Bu durum yakın zamana kadar kenti sel ve tehdidi altında bırakmıştır. Ayrıca Ahırdağı Havzası’ndan gelen sel ve rusubat; elektrik üretim amaçlı Menzelet Barajı, K.maraş Ovası’nın sulanmasını; şehrin içme ve sulama suyunu karşılayan Ayvalı Barajı’nı etkiler duruma gelmiştir.
Bu anılan olumsuz etkilerin yok edilmesi amacıyla Ahırdağı’nda erozyonu önleme amaçlı ağaçlandırma çalışmalarına 1963 yılında başlanmış olup özellikle son 5 yılda önemli çalışmalar yapılmıştır. 1998 yılı sonu itibariyle 8477 ha., son 5 yılda ise 3895 ha. ( toplam çalışmanın % 31′i) alanda çalışma yapılmıştır. Yapılan çalışmalar; kente, sanayi tesislerine ve barajlara rusubat akışını önlenmiştir. Kentin oksijen deposu olmuş; yaban hayatı gelişmiş; rekreasyon değeri artmıştır.
İzmir-Karşıyaka Kontrolu Çalışmaları
İzmir’de 1995 yılında, 62 vatandaşımızın ölümü ve yüzlerce evin yok olmasıyla sonuçlanan sel baskını yaşanmıştır. Bundan sonra sellerin daha fazla zarar vermemesi ve İzmir çevresinde özellikle Yamanlar ve Bornova’daki çıplak alanların yeşillendirilip sel derelerinin ıslah edilmesi, İzmir’e sürekli ve kaliteli su temin etmek amacıyla su havzalarının yapılaşma ve kirlenmesine engel olmak, halkın rekreasyon ihtiyacını karşılayıp turizm potansiyelini arttırmak için başta İzmir Büyükşehir Belediyesi olmak üzere diğer kurum ve sivil toplum örgütlerinin yardımı da alınarak 1999 yılında protokol yapılmış ve kontrolü çalışmalarına başlanılmıştır. Meydana gelen sel felaketinden sonra su havzalarında 592 hektarlık alanda çalışma yapılmış olup çalışmalar devam etmektedir.
Vazgirt deresi Sel Havzası Ağaçlandırma ve Kontrolu Çalışmaları
Yıllardan beri Vazgirt deresi, Erzincan’ın yerleşim alanlarını ve tarım alanlarını taşkın ve rusubat tehlikesi altında bulundurmaktaydı. Çalışmalara, 1958 yılında başlanmış olup, çeşitli kontrolü önlemleri alınmış 1989 yılında Vazgirt Deresi toplam alanı 33949 ha. olan Fırat Sağsahil Kontrolü Projesi içine alınmıştır. Günümüze kadar 1333 ha. alanda kontrolü çalışması yapılmıştır: Derenin % 90′ında çalışmalar tamamlanmış, saha emniyet altına alınmıştır.
Ahırdağı Mera Islahı Çalışmaları
Ahırdağı eteklerinde kontrolü çalışmalarına 1963 yılında başlanmıştır. Havzanın kontrolü projesi ile düşünülen kısmı; uzun yıllardan beri aşırı ve usulsüz otlatmalarla dejenere olmuş, eğimin fazla olduğu bölümlerde koruyucu bitki örtüsünün yok olması sonucunda yağmurların etkisiyle toprağın taşınması hızlanmış ve zararlar meydana getirmiştir. Aşağı kısımlarda uygulanan çalışmaların emniyetini sağlamak için yüzeysel akışın zarar vermeden akışa geçmesini sağlamak, işgalci ve yem değeri düşük bitkilere terk edilmiş değerli mera vejetasyonunu yeniden geliştirmek ve mera altyapısını oluşturan tesisleri yaparak meradan daha iyi yararlanmak amaçlarına yönelik olarak 1989 yılında 6121 hektarlık alanda proje yapılmış ve aynı yıl uygulamaya geçilmiştir. 1999 yılı sonu itibariyle 1130 ha. mera ıslahı çalışması yapılmış olup çalışmalar devam etmektedir.
TÜRKİYE EROZYONLA MÜCADELE,AĞAÇLANDIRMA ve DOĞAL VARLIKLARIKORUMA VAKFI (TEMA)

TEMA Vakfı 1992 yılında, Hayrettin Karaca ve Nihat Gökyiğit tarafından kurulmuştur. Dünya çapında tanınan bir dendrolojist olan Hayrettin Karaca, yeni türler ve doğal hayatı incelerken, Türkiye’nin bin bir köşesini de ziyaret etme fırsatı bulmuştur. Gezileri sırasında yoğun erozyonu, bitki türlerinin yok oluşu, kuruyan çeşmeleri, yangınların kasıp kavurduğu ormanları gözlemleyen Hayrettin Karaca, doğanın tahrip ve yok olmasının önüne geçecek çalışmalar yapılması gerektiğine karar vererek, daha sonraları Toprak Dede olarak tanınmasına neden olan, ülkenin dört bir yanında bu sorunları dile getiren konuşmalar yapmaya başladı.
Bu durumu değerlendiren Hayrettin Karaca ve yakın arkadaşı Nihat Gökyiğit, bireysel çabalarla toplumun dikkatinin çekilemeyeceğini ve bir teşkilat içinde planlı, programlı hareket edilmesi gerektiği kararına vardılar ve TEMA Vakfı’nı kurdular. TEMA Vakfı’nın temel amacı Türkiye’nin geleceğini tehdit eden tehlikesi konusunda toplumsal duyarlılığı arttırmak ve etkin kamuoyu oluşturmaktır. TEMA’nın temel ilgi ve faaliyet alanları, toprak erozyonu, ormansızlaşma, tarım alanlarında verimlik ve biyoçeşitliliğin korunmasıdır.
TEMA kırsal kalkınma amaçlı önleme, mera ve havza ıslahı, ağaçlandırma projeler tasarlamakta ve uygulamaktadır. TEMA Vakfı, kamuoyunun ekosistemlere yönelik tehlikeler konusunda bilgilendirmek, bilinçlendirmek ve çözümler üretmesine yardımcı olmaktadır. Bu nedenle vakıf bütçesinin önemli bir bölümü TEMA projelerine ayrılmaktadır. TEMA’nın amaçları ve faaliyet alanları konusunda daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız, aşağıdaki bölümlerden yararlanabilirsiniz.

TEMA TARİHÇESİ
TEMA 12 Ekim 1992 tarihinde, Karaca Arboretum’un kurucusu, BM Çevre Ödülü sahibi Hayrettin Karaca ve Tekfen Holding kurucu ortaklarından, Türk-B.D.T. İş Konseyleri Başkanı Nihat Gökyiğit tarafından kurulmuştur.
1980 yılında Hayrettin Karaca’nın Türkiye’nin ilk özel arboretumunu kurması aynı zamanda TEMA düşüncesinin de başlangıcı olmuştur. Bitki toplamak amacıyla Türkiye’yi karış karış dolaşan Hayrettin Karaca, sorununun boyutlarını görünce, sorunun önemini herkese anlatmak ve kavratmak gerektiğine karar verir. 5 Ağustos 1992 tarihinde Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan bir röportajında Hayrettin Karaca, şunları söylemiştir: “Türkiye’nin denizlere, derelere, barajlara akıttığı toprağın içindeki değerler, madensel elementler ve gübrenin değeri Türkiye bütçesine eşit belki de. Eğer denizlere akıttığımız bu toprağı hesap edecek olursak, Türkiye’yi yeniden ihya ederiz. Bu kadar büyük bir toprak kaybı vardır Türkiye’nin, fakat biz bunu kayıp olarak hesap etmeyiz. Toprak için ölürüz, bir karış toprağı kimseye vermeyiz deriz, karışla vermeyiz ama kepçeyle veririz. Bugün Yeşilırmak, Kızılırmak, Doğu Karadeniz’deki bütün dereler bulanık değil çamur olarak akıyor. Çoruh’a dökülen bütün çaylar, Çoruh kayalarının üzerinden toprağı sökerek akıyor. Bu toprak benim değil artık, Rus toprağı. Batum bu giden topraklar yüzünden denizden 2.5 kilometre geride kalmış durumda. Kayalar bizim, toprak bizim değil.”
Yakın dostu Nihat Gökyiğit ile beraber TEMA’yı kurarlar. Kuruluşa öncülük edenler sanayici olunca, kurucular da iş adamları arasından çıkar. Kurucular Heyeti’nin ihtişamlı listesine rağmen, TEMA oldukça mütevazı koşullarla hayata geçer. TEMA’nın ilk çalışanlarından biri olan ve TEMA Tanıtım ve Halkla İlişkiler Bölümü Başkanı ve Genel Müdür Yardımcısı Gülay Yaşin, o günleri şöyle anlatıyor:
“Yıl 1992. Ekim sonları. Tekfen Holding’de, TEMA Başkan Vekili Nihat Gökyiğit’i ziyaret ediyorum. Nihat Bey, bana büyük bir heyecanla hem TEMA’yı anlatıyor hem de hazırlanan broşürün son düzeltmelerini yapmaya çalışıyor. Böyle bir oluşumda görev almak istediğimi söyleyince beni Vakıf’a davet ediyor. Ertesi gün iş çıkışı bana verilen adrese gidiyorum. Hava soğuk ve adresi bulmakta bir hayli zorlanıyorum. Vakıf Merkezi olarak düşünülen küçük daireyi buluyorum. Hemen görüşmeye alıyorlar. Karşımda oturan beyaz sakallı, beyaz saçlı beyi daha önce hiç görmemiştim. Benimle iş mülakatı yapıyor ve bana sürekli “Bana kendini anlat” diyor. Ben de anlatıyorum. Kendisinin önce yazar olduğunu düşünüyor, sonra bir profesör olduğuna karar veriyorum. Ama O ne yazar, ne de profesör. Bana erozyonu anlatıyor, başlatmak istedikleri hareketi anlatıyor ve en sonunda, bugün gibi hatırladığım yüz ifadesiyle, inançla ve adeta gözleri dolarak; “Birgün bu Vakıfta çalışıyor olmandan dolayı göğsün kabaracak” diyor. Onun Hayrettin Karaca olduğunu öğreniyorum….Bu görüşmeden bir gün sonra TEMA’nın ilk elemanı olarak göreve başladım. TEMA Vakfı’nın kuruluşunun öyküsünü dinledim. Sayın Hayrettin Karaca, Karaca Arboretum için bitki toplamak üzere Türkiye’yi köşe bucak dolaşmakta ve gezileri sırasında tanık olduğu olayını yakın çevresindekilere anlatmaktaymış. Yakın arkadaşı Nihat Gökyiğit onun anlattıklarından çok etkilenmiş ve bu sorunu çözmek ve bütün toplumla paylaşmak için bir Vakıf kurma fikrini ortaya atmış. Bunun üzerine, Nihat Bey’in öncülüğü ile Cumhurbaşkanı, konuyla ilgili bakanlıklar, iş çevreleri, bilim adamları ziyaret edilmiş ve bu kişilerin de katılımı ile Vakıf kurulmuş… Ben TEMA’da göreve başladığımda, Levent’teki küçük dairede sadece yazı masası ve bir kaç sandalye vardı. Bilgisayar vb büro malzemelerini zamanla bağışlarla sağladık. O günlerde kimse bırakın TEMA adını, ülkenin çölleşmeye başladığını bile fark etmemişti. Televizyonda, gazetelerde konunun ele alınması için büyük çaba sarf ediyorduk. Bazıları ‘Ülkenin bu kadar çok sorunu varken, bir de mu çıktı?’ diyordu. TEMA üyesi olmak, TEMA destekçisi olmak saygın bir kavram, bir prestij olmaktan çok uzaktı henüz.” 1998 yılında 50.000 üye sayısına ulaşan, TEMA’nın kuruluş hikayesi işte böyle.
Kurucu Üyeler
A – Gerçek Kişi Kurucu Üyeler
• SEMAHAT ARSEL
• AHMET OĞUZ DAĞDELEN
• S. MÜFİT ERBİLGİN
• NUMAT SABİT ESİN
• E. YALIM EREZ
• AHMET FİKRET EVYAP
• NİHAT GÖKYİĞİT
• SEVGİ GÖNÜL
• E. KAĞAN GÜRSEL
• MEHMET OSMAN KAVALA
• SUNA KIRAÇ
• ASIM KOCABIYIK
• RAHMİ M. KOÇ
• VEHBİ KOÇ
• ALİ KOÇMAN
• HALİS KOMİLİ
• H. AYDUK ESAT KORAY
• ENVER ÖREN
• AHMET ÖZKÖSEOĞLU
• SAKIP SABANCI
• AHMET SALAHOR
• ŞARIK TARA
• EROL USER
• SABRİ ÜLKER
• M. SELAHATTİN ÜZEL
• ORHAN YAVUZ
• RONA YIRCALI
B – Hükmi Şahıs Kurucu Üyeler
• AKFİL SANAYİİ VE TİCARET A.Ş.
• AKIN TEKSTİL A.Ş.
• AKSA AKRİLİK KİMYA SANAYİİ A.Ş.
• ALTINYILDIZ HOLDİNG A.Ş.
• ECZACIBAŞI HOLDİNG A.Ş.
• HAS OTOMOTİV TİCARET VE SANAYİİ A.Ş.
• HÜRRİYET GAZETECİLİK VE MATBAACILIK A.Ş.
• KALEBODUR SERAMİK SANAYİİ A.Ş.
• KARACA HOLDİNG A.Ş.
• MİLLİYET GAZETECİLİK A.Ş.
• ORTA ANADOLU TİC. VE SANAYİ İŞLETMELERİ T.A.Ş.
• SABAH YAYINCILIK A.Ş.
• SINAİ VE MALİ YATIRIMLAR HOLDİNG A.Ş.
• TATKO OTOMOBİL, LASTİK VE MAKİNE TİCARETİ T.A.Ş.
• TEKFEN HOLDİNG A.Ş.
• TÜRKPETROL VE MADENİ YAĞLAR T.A.Ş.
TEMA VAKFININ AMAÇ VE HEDEFLERİ

TEMA Vakfının Amaçları
• Ülkemizde doğal varlıkların ve çevre sağlığın korunması, erozyonla mücadele, toprak örtüsü ve toprağın korunması ve ağaçlandırmanın önemi hakkında kamuoyunu eğitmek ve bilinçlendirmek
felaketinin doğuracağı sonuçlar, alınacak önlemler konusunda halkımızı bilgilendirmek, bilinçlendirmek ve böylece oluşturulacak bilinçli ve etkin kamuoyu desteği ile hükümetleri erozyonla mücadelede, gerçekçi ve uygulanabilir politikalar üretme ve uygulamaya teşvik etmek
• Biyoçeşitlilik, toprak, su ve doğal çevrenin korunmasına ilişkin milli politikaların oluşturulmasına yardımcı olmak ve bu esaslardan ödün verilmemesi için mücadele etmek
• Ağaç ve orman sevgisini topluma mal etmek
• Hayvancılığın temeli olan çayır ve meraları koruyup, geliştirmek
• Doğal zenginliklerimizin bilinçsizce kullanılıp, geri dönüşümsüz bir şekilde yok olmasına izin vermeyerek, korumak, geliştirmek ve Türkiye’nin geleceğini güvenceye almak
• Çölleşmeyle mücadelede dünyaya örnek bir hareketi Türkiye’den başlatmak
• Doğal varlıkların, insan sağlığının, yeşil alanların, toprak ve bitki örtüsünün, ormanların, meraların korunması, geliştirilmesi ve yenilerinin teşkil edilmesini sağlamak için faaliyette bulunmak
Bu amaçları gerçekleştirmek için gerekli teşkilatın oluşturulmasını, yasaların çıkmasını sağlamak ve gönüllü kuruluşların öncülüğünde toplumun bütün kesimlerinin desteği ile erozyonla mücadelenin ikinci bir İstiklal Savaşı kabul edilerek tehlikesi ile mücadele
TEMA Vakfı’nın Hedefleri
TEMA’nın hedefi öncelikle ulusumuza, onun temsilcilerine, siyasal partilere ve hükümetlere, resmi ve özel kuruluşlara, eğitim kurumlarına, basın yayın organlarına, toprak erozyonunun nedenlerini, vahim sonuçlarını ve ülkemizin çöl olma tehlikesini anlatmaktır. TEMA bu hedef doğrultusunda, siyasi güçleri, doğal varlıkların yok edilmesi ve sorununa çare bulmadan iktidar olamayacaklarına inandırma çabasındadır. Bu nedenle sorununa karşı duyarlı, bilinçli ve etkin bir kamuoyu oluşturmaya çalıştırmaktadır.
TEMA Vakfı, ülkemizin en değerli hazinelerinden birinin toprak olduğunun bilincindedir. Bu nedenle, orman, çayır, mera ve tarım alanlarının, su ve bitki gen kaynaklarının, doğanın korunması ve erozyonun önlenmesi konusunda, belli bir devlet politikasının gerekli ve zorunlu olduğuna inanmaktadır. Bu hedeflere ulaşmak ancak teknik yönden yeterli bir kadro, teşkilat ve mali imkanlarla mümkündür.
TEMA Vakfı, toprak erozyonu nedeniyle hızla yok olan tarım alanlarının ve meraların verimliliğinin arttırıldığı koşulda, kırdan kente göçün önlenebileceğine inanmaktadır.

TEMA VAKFI PROJELERİ
Toprak erozyonu, gelecek kuşakların karşı karşıya olacağı en önemli sorunlardan biri olacaktır. İnsan yaşamı, ormanların sağladığı su döngüsüne, toprak üretimine, doğal sistemin en önemli özelliklerinden biri olan biyoçeşitliliğe bağlıdır. Ormanların ortadan kalkması, toprak üretim döngüsünü kırmaktadır. İnsanların devreye girmelerinden önce, dünya üzerindeki ormanlar, otlaklar ve diğer ekosistemler yılda 150 milyar ton organik madde üretme kapasitesine sahipti. Yapılan son hesaplara göre insanlar bu kapasitenin % 12’sini yok etmişlerdir. Bugün işlenen toprağın büyük bir kısmı, fazla veya bilinçsiz ekilmekten verimsiz bir hal almıştır.
TEMA Vakfı, erozyonla mücadelede başarılı olabilmek için, alternatif geçim kaynakları sunularak kırsal alanda yaşayan insanların sosyal ve ekonomik yönden kalkındırılmaları gerektiğine inanmaktadır. Bu nedenle örnek olarak kırsal kalkınma amaçlı önleme projeleri, mera ıslah projeleri ve havza ıslah projeleri geliştirerek uygulamaya geçmiştir.
TEMA Vakfı bu amacını gerçekleştirmek için hedefler belirlemiştir. Belirlenen bu hedefler;
1. Kabiliyet sınıfları içerisinde, doğru arazi kullanılmasını temin etmek ve bu konuda örnek çalışmalar yapmak,
2. Havza bütünlüğü içerisinde havza ıslah tedbirleri ile birlikte, kırsal fakirliğin önlenmesini sağlamak ve bu konuda örnek çalışmalar yapmak,
3. Toprak erozyonu ve doğal varlıkların korunması konularında uygulanacak eğitim programına bilgi aktarmak,
4. Aşırı ve bilinçsiz hayvan otlatması nedeniyle bitki örtüsünün tahrip edildiği ve erozyona açık mera alanlarının ıslah edilmesi, yem bitkileri üretiminin yaygınlaştırılarak hayvancılığın geliştirilmesi ve isdihdam yaratılmasını temin etmek ve bu konuda örnek çalışmalar yapmak.
Bu amaçla TEMA Vakfı, Çevre Eğitimi, Kırsal Kalkınma Amaçlı Önleme (Örnek Köy Projeleri), Mera Islahı, Mikro Havza Islahı ve Ağaçlandırma projeleri yürüterek, sivil toplumun toprak erozyonuna karşı duyarlılığını arttırmaya ve kırsal kesimin çözümler üretmesine yardımcı olmaya çalışmaktadır. TEMA Vakfı, bir sivil toplum kuruluşu olarak görevinin, sorunu teşhis etmekle sınırlı olmadığı ve toprak erozyonu konusunda alternatif çözümler üretmenin de gerekli olduğu düşüncesindedir.
TEMA Vakfı Projeleri, toprak erozyonunun yarattığı tehlikeleri teker teker ele almakta ve erozyonun doğurduğu sonuçlar için çözüm üretmeyi hedeflemektedir. TEMA Vakfı’nın projeleri, proje konularına göre şöyle sınıflandırılmaktadır:
Kırsal Kalkınma Amaçlı Önleme Örnek Köy Projeleri
TEMA Vakfı, erozyonla mücadelede başarılı olabilmek için kırsal alanda yaşayan insanların sosyal ve ekonomik yönden kalkındırılmaları gerektiğine inanmaktadır. Bu amaçla TEMA Vakfı, her coğrafi bölgede, o bölgenin kırsal alanlarını örnekleyecek kriterlere sahip köy/ köyler belirleyerek, “Kırsal Kalkınma Modeli” oluşturacak “Örnek Uygulama Projeleri” geliştirerek, sponsor desteğinde uygulamaya koymuştur. Değişik coğrafi bölgeler tetkik edilip, mahalli köylülerle görüşülmekte, katılımcı köylerin listesi çıkarılarak programa alınmakta ve sponsor bulundukça projeleri hazırlanıp uygulamaya geçilmektedir.
TEMA Vakfı tarafından yürütülen kırsal kalkınma projeleri, erozyonla mücadelenin önemli bir ayağını teşkil ettiği gibi, gıda üretimi yönüyle kendi kendine yeterli ülke olabilmek için de, iyi bir organizasyon modeli oluşturmaktadır.

Kırsal Kalkınma Amaçlı Önleme (Örnek Köy) Projeleri
Proje Adı Sponsoru Bütçesi ($) Uygulama Alanı (Ha) Açıklama
İZMİT- Geredeli, Tahtalı ve İshakçılar Köyleri İbrahim ARACI 110 000 3300 Proje Tamamlandı
BURSA- Orhaneli Şükrüye Köyü Şükrü ŞANKAYA 100 000 1000 Uygulama Devam Ediyor
EDİRNE- Enez 18 Köy Sponsor aranıyor
9 000 000 42560 İlçe Bazında Planlandı
EDİRNE- Enez Yazır Köyü Şişli Etfal Hastanesi 113 000 1247 Uygulama Devam Ediyor
KIRKLARELİ- Pınarhisar Poyralı Köyü Sponsor aranıyor
143 191 2289 -
BOLU- Seben Kozyaka Köyü Koç HOLDİNG 79 000 2200 Uygulama Devam Ediyor
AFYON- Sincanlı Tazlar Köyü Asım KOCABIYIK 171 153 2600 Uygulama Devam Ediyor
UŞAK- Ulubey Köseler Köyü Uşaklı İş Adamları 131 960 1900 Gerekli Nakit Sağlanamadığı İçin uygulama başlatılmadı
İZMİT- Balören Köyü Gölcük Donanma Kom. 55 857 750 Uygulama Devam Ediyor
İZMİT- Karayakuplu ve Karagöllü Köyleri İbrahim ARACI 60 262 1580 Gerekli Nakit Sağlanamadığı için uygulama başlatılmadı
İZMİT- Kaşıkçı, Himmetli ve Çıraklı Köyleri Sponsor aranıyor
60 262 2572 -
KONYA- Hadim Kalınağıl Köyü Sponsor aranıyor
283 783 1200 -
KONYA- Sarayönü Başhüyük Köyü Sponsor aranıyor
535 223 2800 -
KARAMAN- Kıraman Kyü Sponsor aranıyor
225 994 1200 -
ANKARA- Bala Çiğdemli Köyü Erol ÜÇER 100 000 1100 Uygulama Devam Ediyor
KIRIKKALE- Keskin Kavurgalı Köyü Kırıkkale Valiliği 100 000 1260 Uygulama Devam Ediyor
KIRIKKALE- Keskin Kurşunkaya Köyü Mukaddes ATAY 100 000 1460 Uygulama Devam Ediyor
KIRIKKALE- Keskin Cankurtaran Köyü Koç HOLDİNG 100 000 1200 Uygulama Devam Ediyor
ARTVİN- Macahel(Camili) Köyleri (6 Köy) Nihat GÖKYİĞİT 250 000 3500 Uygulama Devam Ediyor
KÜTAHYA- Emet Yenice Ve Esatlar Köyleri Nihat GÖKYİĞİT 50 000 120 Proje Tamamlandı
BURSA- Keles Yağcılar Köyü Bursa Lions kulüp 25 000 1098 Gerekli Nakit Sağlanamadığı İçin uygulama başlatılamadı
Mera Islah Projeleri
TEMA Vakfı’nın yürüttüğü projeler arasında mera ıslah projeleri, erozyonla mücadelede özel bir yer oluşturmaktadır. Bu projelerin amacı, meraların doğal örtüsünü canlandırmak ve korumak, meraya baskıyı azaltmak ve yem bitkisi üretimini teşvik ederek köy hayvancılığının verimini yükseltmektir.
Ülkemizdeki hayvan varlığının % 80′i köy hayvancılığına dayalıdır. Mera dışında tarla tarımına dayalı yem üretme kaynakları son derecede sınırlıdır. Meralarda tarım erozyonu önlemek, yem üretme kapasitesini artırmak için mera ıslahı ve bakımı şarttır. Ülkemiz tarımsal arazi varlığının yaklalık 1/3′ü çayır ve mera arazisidir. 21 milyon hektarlık arazinin bu bölümü, aşırı zamansız ve bilinçsiz otlatmaya doğal örtüsünü ve yem üretme kabiliyetini kaybetmiştir. Mera alanları 1935 yılından günümüze dek 12 milyon hektar azalarak 21 milyon hektara düşmüştür. 21 milyon hektarın 14 milyon hektarı da, taş kayalıklardan ibaret, mera özelliğini kaybetmiş, çölleşmiş alandır.
Tavizler nedeniyle tarla açma izninin verilmesi, ucuz arsa kaynağı olarak imar ve inşaata açılmaları nedeniyle mera arazileri azalmıştır. Mer’aların korunması, bakım ve ıslahı için gerekli yasaların çıkartılmaması sonucunda verimsiz hale gelen alanlar, alternatif kullanıma açılmıştır. Hayvancılığın gerilemesi de mera alanlarının amaç dışı kiraya verilmesine yol açarak, meraların bozulmasına katkıda bulunmuştur. Mera alanlarının kaybolması ve mer’aların doğal örtüsünün tahrip edilmesi süreci büyük bir hızla devam etmektedir. Topraksız veya yeter toprağı olmayan çiftçiler mera arazilerini tarım arazisi olarak kullanmak istemektedirler. Hayvancılığın gerilemesi de bu süreci hızlandırmaktadır. Mer’aların parsellenerek, köy yönetimine gelir getirmek amacıyla satışa çıkarılmaktadır. Deniz kenarı, yayla ve turistik amaçlı kullanılabilecek mera arazileri hızla yerleşim alanlarına dönüştürülmektedir.
Mera alanlarının daralması ve doğal örtülerinin kaybolması sonucunda, mera besisine dayalı, köy hayvancılığının verimi düşmüştür. Türkiye hızla kendine yeterli ülkeler statüsünden çıkarak, hayvansal ürün ithal eden ülkeler kategorisine girmiştir. Mera arazilerinin azalması, hayvancılıkla geçinen köylülerin göç etmesine yol açmaktadır.
Meralar yıllardır bedava yem temin alanları olarak görülmekte ve kamusal idare ve hayvan sahipleri bu alanların bakımı ve ıslahı için kaynak ayırmamaktadırlar. Oysa meralar sadece yeşil ot üreten sahalar olmayıp, erozyona karşı tarım arazilerinin sigortası görevini de yerine gitmektedir. 1960′lı yıllarda Ziraat İşleri Genel Müdürlülüğünce başlatılan mera ıslah ve bakım projeleri yaygınlaştırılamamıştır.
Mera Islah Projeleri ile aşağıdaki amaçların gerçekleştirilmesi amaçlanmaktadır:
• Ot gelişiminin sağlanarak erozyonun önlenmesi,
• Mera alanlarının hayvancılık yapılmasına uygun hale getirilmesi,
• Münavebeli otlatma düzeninin sağlanması,
• Yem değeri olmayan ve hayvan sağlığı için zararlı bitkilerin sahadan uzaklaştırılması,
• Tarımsal işleme uygun olmayan tarım alanlarında yem bitkileri üretimi ile hayvancılığın geliştirilmesi ve erozyonun önlenmesi,
• Alınan sonuçların diğer köylere duyurularak mera ıslahı konusuna teşvik edilmesi,
• Ülkemizin hayvansal ürün ihtiyacının karşılanmasına destek verilmesi,
Hayvancılık konusunda isdihdam yaratılması vb

Mera Islah ve Yem Bitkileri Üretim Projeleri
Proje Adı Sponsoru Bütçesi
($) Uygulama
Alanı (Ha) Açıklama
İZMİR- Bergama Çamavlu Köyü Nihat GÖKYİĞİT 82 000 2300 Proje Tamamlandı
BOLU
Seben Taşlıyayla Koç HOLDİNG 62 000 414 Proje Tamamlandı
EDİRNE
Elçili Köyü Edirne Valiliği TEMA 40 000 316 Proje Tamamlandı
ESKİŞEHİR Seyitgazi
Arslanbeyli Köyü Eskişehir Valiliği 80 000 226 Uygulama Devam Ediyor
ESKİŞEHİR
Beylikova
Doğray Köyü Eskişehir Valiliği 67 919 1200 Gerekli Nakit Sağlanamadığı
İçin uygulama başlatılamadı
MANİSA
Yayla Köyü Manisa Valiliği 40 000 60 Uygulama Başlamadı
ADIYAMAN
Kuyulu Köyü GAP- BKİB 135 000 125 Uygulama Devam Ediyor
EDİRNE
Süloğlu 10 Köy Edirne Valiliği TEMA 287 073 7110 Uygulama Devam Ediyor

Mikrohavza Islahı Projeleri
TEMA Vakfı, Kırsal Kalkınma ve Mera Islahı Projelerinin yanısıra, Mikrohavza Islahı Projeleri de yürütmektedir. Bölgede yaşayan insanların ihtiyaçları göz önüne alınarak, havza dahilinde bir birini bütünleyici ıslah tedbirlerinin alındığı entegre projelerdir. Bu projelerde, önleyici ağaçlandırma ve bitkilendirme, mera ıslahı, fiziki ve biyolojik önlemlerle önleme çalışmaları, yem bitkileri üretimi ile hayvancılığın geliştirilmesi, havza dahilinde yaşayan insanların sosyo-ekonomik ihtiyaçları da göz önüne alınarak, havza içerisinde bir birini bütünleyici bir ekosistemin oluşturulması amaçlanmaktadır.
Mikrohavza Islahı Projeleri Listesi
Proje Adı Sponsoru Bütçesi ($) Uygulama Alanı (Ha) Açıklama
ERZURUM- Palandöken DEDEMAN Grubu 50 000 510 Uygulama Tamamlandı
ADIYAMAN- Gegger Diran Çayı (6 Köy) GAP- BKİB 2 553 000 5620 Uygulama Devam Ediyor
BAYBURT- Yukarı Çoruh Havzası Bayburt Valiliği ve Alman GTZ Kurumu 5 222 417 DM 14700 Uygulama Başlatılmadı
SAKARYA- Geyve Taraklı Köyleri (12 Köy) Orman Bakanlığı ve TEMA 1 500 000 3810 Hollanda Konsolosluğu desteğinde 6500 kg korunga ekimi yapıldı
İZMİT- Yuvacık Barajı Su Toplama Havzası İzmit B.Şehir Belediyesi ve TEMA 2 000 000 25 000 Arazi Etüd Aşamasında

Ağaçlandırma Projeleri
TEMA Vakfı özellikle GELİBOLU ve MARMARİS Ormanı yangınından sonra, toplumumuzda gelişen ağaç dikme arzusunu, erozyonla mücadele çalışmaları için önemli bir fayda olarak değerlendirmektedir. Kişi ve kuruluşların talepleri doğrultusunda fidan dikimleri gerçekleştirilmektedir.TEMA Vakfı bir bölgeye, oraya mahsus olmayan türlerden ağaç dikilmesinin yanlış olduğu düşüncesindedir ve ağaçlandırma çalışmalarında bu konuya azami ölçüde dikkat edilmektedir.

Ağaçlandırma Projeleri Listesi
1- Ankara Bağlıca-Bağören:
1995 yılında Orman Bakanlığı ile işbirliği yapılarak ANKARA-Bağlıca (200 fidan) ve Kızılcahamam Bağören Köylerinde (4210 Fidan Yapı Kredi tarafından sponse edilmiştir.) Hatıra Ormanlarına dikimler yapılmıştır.
2- İstanbul Poyrazköy:
(4505+7203 fidan) Silivri (12500 fidan), Poyrazköy (7203 fidan) Ayazağa (15 000 fidan) Ağaçlandırma sahalarına toplam 34 703 adet fidan dikilmiştir.
3- Gebze-1:
Özel Ağaçlandırma Yönetmeliğine uygun olarak TEMA tarafından, Gebze-1 ağaçlandırma sahası tesis edilmiş (Ömer DİNÇKÖK tarafından sponse edilmiştir) ve sahadaki fidan satışları tamamlanmıştır. Ağaçlandırma sahasına 74 000 adet Meşe, Fıstıkçamı, Sahilçamı ve Servi fidanı dikilmiştir.
4- Polatlı Ağaçlandırma Projesi:
Hazineye ait 1.923.750 m2 694 nolu parselde 1997 yılı içerisinde arazi hazırlığı yapılmış 1998 yılı içerisinde dikim çalışmaları tamamlanmış, bakım çalışmaları devam etmektedir.Şu ana kadar 206 400 adet Meşe, Karaçam, Sedir, Badem, Akasya, Aylantus v.b.gibi fidanlar dikilmiştir.
5- Şekerpınar Ağaçlandırma Projesi:
Arazi hazırlığı ve dikim gerçekleştirilmiş, 1998 yılı sonu itibarı ile 82 003 adet meşe, Fıstıkçamı, Sahilçamı, Çınar, Akasya, Katalpa, Servi v.b. gibi fidanlar dikilmiştir.
6- Konya Yurt Dışındaki Türkler Ormanı Projesi:
Saha tahsis 1998 yılında gerçekleşmiş proje düzenlenerek onaylatılmış ve 1999 yılı haziran ayında arazi hazırlığı çalışmalarına başlanmıştır.
Konya-Beyşehir yolu üzerindeki Derbenttekke Köyü yanında yer alan 103 Hektarlık sahaya 222 270 adet fidan dikilecek ve yurt dışındaki vatandaşlarımız tarafından sponse edilecektir.
7- TEM Otoyolu Bitkilendirme Projesi:

Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM), Ağaçlandırma ve Kontrolü Genel Müdürlüğü (AGM) ve TEMA
Vakfı işbirliği ile gerçekleştirilecek olan bu proje TEM Otoyolunun Ankara -İstanbul arasındaki kesimini kapsamaktadır. Ankara çevre yolundan başlanan projelendirme çalışmalarına TEMA Vakfı teknik elemanları katılmışlardır.
Karayolları Genel Müdürlüğü ile yapılan Protokol ile TEMA Vakfı tarafından;
Kınalı Kavşağı Bitkilendirme Projesi: (Pamukbank ve Sümerbank tarafından sponse edilmiştir.)
Susuz Kavşağı Bitkilendirme Projesi: (Türk Telekom ve ÖSYM tarafından sponse edilmiştir.)
Kavşakları bitkilendirilmesi için peyzaj projeleri düzenlenmiş ve uygulama çalışmaları başlatılmış Kınalı Kavşağında 49 231, Susuz Kavşağında 237 844 adet değişik tür fidan dikilmiştir. Bakım çalışmaları sürdürülmektedir.
TEMA ile yaptıkları anlaşmalar sonucunda aşağıda sıralanan firmalar da, TEM Otoyolu Bitkilendirme Projesine katkıda bulunmuşlardır:
BRISA TEM Otoyolu’nun 6 kilometresinin,
Has Turizm 1 kilometresinin,
Koç Allianz Sigorta 1 kilometresinin,
Mercedes Benz- Türk A.Ş 1 kilometresinin,
TEMSA Otomotiv 1 kilometresinin bitkilendirilmesi için mali destek vermiştir.
8- ATO (Ankara Ticaret Odası Hatıra Ormanı):
Ankara Ticaret Odasına ait Otogar yanındaki alanda ağaçlandırma çalışmaları 1999 yılında başlatılmış ilkbaharda 2165 adet fidan dikilmiştir.
9- Kartal Hatıra Ormanı :
Türk Hava Kuvvetleri TEMA Vakfı işbirliği ile Mürted Ana Jet üssünde 75 bin adet fidandan oluşan Kartal Hatıra Ormanı 1999 yılı ilkbaharında tesis çalışmalarına başlanılmış,sonbaharda 75 bin fidanın dikimi gerçekleşmiş olacaktır.
10- Köy Hizmetleri Hatıra Ormanı:
Köy Hizmetleri Genel Müdürlük personeli ile TEMA Vakfı işbirliği sonucu Polatlı Yolunda mülkiyeti Karayolları Genel Müdürlüğüne ait 9 hektarlık alanda Köy Hizmetleri Hatıra Ormanı tesis çalışmaları gerçekleştirilmiş ilkbaharda değişik türde 28 745 fidan dikilmiş,3000 ocak meşe ekilmiştir.
11- Gebze-3 Hatıra Ormanı:
Kocaeli AGM Başmühendisliğince arazi hazırlığı yapılan Gebze Organize Sanayi yanındaki 34 hektarlık alanda 29 300 adet fidan dikilmiş ve bu saha Fenerbahçe Hatıra Ormanı olarak bu spor kulübüne tahsis edilmiştir.
12- Şanlıurfa AGM Hatıra Ormanı:
Şanlıurfa Akçakale ilçesinde tesis edilen hatıra ormanından 20 bin adet fidan satın alınmış ve halkımıza sunulmuştur.
13- Tekirdağ AGM Hatıra Ormanı:
İstanbul AGM Başmühendisliğinden satın alınan 15 bin adet fidan yöredeki kişi ve kuruluşlara satılmıştır.
14- Konya AGM Hatıra Ormanı:
Konya AGM Başmühendisliğinden satın alınan 10 bin adet fidan yöredeki kişi ve kuruluşlara satılmıştır.
15- Antalya AGM Hatıra Ormanı:
Antalya AGM Başmühendisliğince tesis edilen hatıra ormanından 20 bin adet fidan satın alınarak yöredeki kişi ve kuruluşlara satılmıştır.
16- Ağaç Tarımı:

Endüstriyel plantasyon diğer bir ifade ile ağaç tarımı, uygarlığın giderek artan odun hammaddesi ihtiyacını karşılamak üzere, doğal orman alanları dışında, hızlı gelişen ağaç türleri ile tesis edilen yapay ormanlardır. Ağaç tarımında üstün genetik vasıflı dikim materyali kullanılmakta ve doğal ormanlarla karşılaştırıldığında birim alanda 40-50 misli fazla bir üretim gücüne ulaşılabilinmektedir. Ağaç tarımı için endüstriyel plantasyonlarda yerli ve yabancı orijinli kavak ve hızlı gelişen ağaç türleri kullanılmaktadır. Bu türlerle 100 yıllık idare süresi olan doğal ormanlara karşılık 10 ile 30 yıl idare süresi olan bir endüstri sektörü yaratılması amaçlanmaktadır. Bu sektörde yapılacak olan ihmal ve gecikme, şu anki tüketim hızı ile doğal ormanlarımızın 2022 yılında tamamen yok olmasına neden olabilecektir.
TEMA Vakfı bu maksatla bir ortaklık şeklinde 5 milyon dolarlık şirket kurulmasını kararlaştırmıştır. Yarısı dış, diğer yarısı iç kaynaktan karşılanması düşünülen bu projenin tüm yatırımcılara örnek olması amaçlanmıştır. Bu nedenle mayıs ayı içerisinde iki Amerikalı uzmanında katılımı ile TEMA Vakfı Yöneticileri ve teknik uzmanları ile yörede tespit çalışmaları yaparak 9 projenin hayata geçirilmesine karar vermiştir. Odun tarımı amaçlı projelerimiz öncelikle GAP’ta uygulanmaya çalışılacaktır.
Bu amaçla Orman Bakanlığına tahsis edilmiş 700 hektarlık sahanın 317 hektarı ile;
Şanlıurfa İlinden Mehmet MELİK ve Mehmet Emin YETGİN ‘e ait arazilerde I-214 Melez kavak ağaçlandırması,
Yine Şanlıurfa Bozova İlçesinde; Necmi ARUSOĞLU, Bahri AKSOY ve Mehmet AKSOY arazilerinde Odun Tarımı amaçlı Kızılçam, Halep Çamı, Fıstıkçamı ve Elderika Çamı ağaçlandırması için projeler hazırlanmıştır.
Erzincan İli Tercan İlçesi Tuzla çayı ve Gökçeköy odun tarımı projeleri Nihat GÖKYİĞİT tarafından 10 milyar lira ile sponse edilmiştir. Gökçeköy’e 6 400, Tuzla çayına 8 600 adet kavak fidanı verilmiştir.
Ayrıca yurdumuzun pek çok yerinde teknik elemanlarımız odun tarımı yapılabilecek alanları etüd etmekte ve sonuçları Teknik danışmanımız Ali Sencer BİRLER’e bildirmektedir.
17- Koru Park Projeleri:
a- Vehbi Koç Doğa Kültür Merkezi Projesi:
Bu proje ile Fatih Köprüsü Kovacık çıkışında sağ taraftaki Karayolları istimlak sahası içinde bulunan alanda biyolojik çeşitlilik faktörü göz önüne alınarak örnek bir peyzaj çalışması ile İstanbul’a bir kültürel doğa müzesi kazandırılacaktır. Sponsorluğunu Koç Vakfı yapmaktadır.

b- Hisar Eğitim Vakfı Park Projesi:
Hisar Vakfı tarafından protokol ile alınan Fatih Sultan Mehmet Köprüsünün Anadolu’ya geçişteki sol tarafta bulunan sahanın bitkilendirilmesi Vakfımızdan talep edilmiş ve peyzaj projesi hazırlanmıştır.

c- Nezahat Gökyiğit Koru Projesi:
Sponsorluğunu Nihat GÖKYİĞİT’in yaptığı projenin uygulanmasına devam edilmektedir. Toplam 30.000 adet ağaç ve çalı formunda bitki dikilmiştir. Projeye KARACA Arboretumu da 4.014 adet fidanla destek vermiştir.
18- Olimpiyat Parkı Projesi:
Avrasya maratonuna katılan halkımızın katkıları ile olimpiyat parkı olarak düşünülen yerde yapılacak ağaçlandırma ve bitkilendirme projesini içermekte olup maratona katılanlarca sponse edilmesi hedeflenmiştir.. İnşaat çalışmalarının tamamlanmasından sonra bitkilendirme çalışmaları başlatılacaktır.
19- Kontrol Projeleri:
Erzincan Barajı Kontrol Projesi:
Erzincan Baraj Havzasında 300 hektarlık bir saha için tahsis talebi yapılmış, proje düzenlenmiş, proje onaylanmış, Erzincan İl Özel İdare Müdürlüğü kaynak ayırabildiği takdirde çalışmalara başlanabilecektir.
20-BiyogazProjesi:

Biyogaz işletmeciliği ile, ürün çeşidine göre tarımsal üretimi %19-30 arttıran fermantasyona uğramış gübre üretildiği gibi aynı zamanda kullanımı kolay ve temiz bir enerji elde edilmektedir. Biyogaz çalışmaları ile ilgili olarak, Hollanda İstanbul Konsolosluğu, Hollanda Küçük Elçilik Fonundan temin edilen 300.000.000 TL. destek ile Manisa İli Demirci İlçesi Yeşiloba Köyü’nden Sabri TOPALOĞLU ve Kılavuzlar Köyü’nden Nurullah ÇOBAN’ın süt sığırcılığı işletmelerinin tamamlayıcısı olarak iki adet 3.6 m3/gün kapasiteli aile ölçeğinde biyogaz projesi gerçekleştirilmiştir.

iklim elemanları

İKLİM Elemanları
1. sıcaklık
2. basınç
3. rüzgarlar
4. nem(su buharı)
5. yağış

1. Sıcaklık
atmosferin üst kısmında 1cm2 kareye 1dk’de gelen enerji miktarı 2 kaloridir buna SOLAR KONSTANT denir.
1-SICAKLIK ETMENLERİ
1. Enlemin ve Dünyanın şeklinin etkisi
1.geliş açısı
2. dağıldığı alan
3. kat ettiği yol
4. geriye yansıma alanı
2. Yükseltinin etkisi: Erzurum Konya
3. Sıcak ve soğuk su akıntıları
4.yer şekillerinin etkisi :Ankara Konya
5. Kara ve denizlerin dağılışı
6. nem miktarı (su buharı)nem sıcaklığı dengeler bir yerin aşırı ısınmasını ve soğumasını engeller.Kıyılar ,vadiler,alçak ovalar da nem daha çok olduğu için gündüz ve gece çok ısınıp çok soğumaz. Dağlarda ise Nem az olduğu için gündüz ve geceler çok ısınır ve soğur.
7. bitki örtüsü
8. Toprağın ve taşların rengi ve cinsi
9. rüzgarın etkisi
Kar örtüsünün etkisi
SICAKLIK TERSELMESİ
İZOTERM(Eş sıcaklık eğrileri)
1. Gerçek izoterm eğrileri
2. İndirgenmiş izoterm haritaları
İndirgenmiş sıcaklık = gerçek sıcaklık+h*0,5/100
YILLIK İZOTERM HARİTASININ ÖZELLİKLERİ
(Dünya yıllık ortalama sıcaklık dağılışı)
1. Dünyanın yıllık ortalama sıcaklığı 14,4 C’dir.
2. Her meridyenin en sıcak noktalarını birleştiren çizgiye TERMİK EKVATOR denir.termik ekvator yaklaşık 8 derece K.paralellerinden geçer.bunun nedenleri
• Karalar kyk’de daha fazladır.
• Denizlerdeki sıcak su akıntıları.
3. kyk , gyk’den 20C daha sıcaktır.Kyk de karalar fazladır.
4. ekvatordan kutuplara gidildikçe sıcaklık düşer.
5. kyk de 50-70 derece paralelleri arasındaki kıtaların batı kıyıları ,doğu kıyılarından daha sıcaktır.(sıcak ve soğuk su akıntıları.)
6. İzoterm haritaları kyk de daha çok girinti-çıkıntı yapar.karalar çok.
7. yeryüzünde 3 sıcaklık kuşağı oluşur.
• Soğuk kuşak
• Ilıman kuşak
• Sıcak kuşak
Sıcaklık kuşakları çizilirken.
• Yerin şekli
• Kara ve denizlerin dağılışı
• Sıcak ve soğuk su akıntıları
• Genel hava dağılımı dikkate alınır.

Matematik iklim kuşakları:
Matematik iklim kuşaklarının çiziminde güneş ışınlarının dünyaya geliş açısı dikkate alınmıştır.
2 – BASINÇ
HAV (ATMOSFER) BASINCI: Atmosferdeki gazların yer yüzüne etki eden ağırlığıdır.BAROMETREYLE ÖLÇÜLÜR. Birimi MİLİBAR.
Basıncı etkileyen faktörler
1. Yükselti: Yükseldikçe basınç düşer. Yaklaşık 10,5m ‘de bir 1 mb düşer. Sabit faktördür.
2. sıcaklık:Sıcak yerlerde basınç düşüktür.soğukta tersi
3. Dinamik etkenler:Bir hava kütlesinin yığılması sonucu basınç artar.yükselmesi sonucu basınç düşer.
4. Yer çekimi: YÇ- ekvatordan kutuplara gidildikçe arttığı için basınç artar.sabit faktördür.
5. enlem. Enleme göre ekvatordan kutuplara gidildikçe basınç artar.(esas neden yer çekimi)
6. Mevsimler:Yazın kara sıcak olduğu için basınç düşer,Kışın soğuk olduğu için basınç artar.
7. Yoğunluk :Havanın yoğun olduğu yerlerde basınç fazla olur.ASLINDA YOĞUNLUK BASINCIN KENDİSİDİR.
Basınç çeşitleri
1. Normal hava basıncı:45 derece enleminde 0m’de 15C sıcaklıkta 1cm2’ye havadaki gazların yaptığı basınç 1033gr=1013mb’dir.buna normal basınç denir.
2. Yüksek basınç(antisiklon) bir yerin basıncının 1013mb’den yüksek olmasıdır
Özellikleri:
• Soğuk hava ağır olduğu için aşağıya çöker.
• YB alanlarında alçalıcı hava hareketi vardır.
• Yatay yönde merkezden çevreye doğru hava hareketi vardır.
• Alçalan hava ısınır ve açığı artar bu nedenle genelde YB alanlarında Güneşlidir ve yağış yoktur
• YB alanlarında ki rüzgarlar (hava hareketleri) yerin ekseni etrafındaki dönüşünden dolayı KYK de sola GYK de sola saparlar.

3. Alçak Basınç
• Sıcak hava çevreden merkeze ve aşağıdan yukarıya doğru hareket eder.(yükselici hava)
• Yükselen hana soğur ve bulutlar oluşur yağışa neden olur.
• Ab alanlarında Yerin dönüşünden dolayı rüzgarlar KYK de sağa GYK de sola saparlar.
OLUŞUMLARINA GÖRE BASINÇ
1. TERMİK BASINÇ: Sıcaklığa bağlı olarak oluşan basınçlar ekvator devamlı sıcak olduğu için Termik alçak basınçtır.kutuplar soğuk olduğu için YB dir.Kışın karalar soğuk olduğu için YB denizler ılık olduğu için AB dir. Yazın tersidir.
2. Dinamik Basınç: Hava hareketlerine bağlı olarak oluşan basınçtır.Ekvatordaki sıcak hava genleşerek yükselir.Troposferin üst kısmından kutuplara gider.Yerin ekseni etrafındaki dönüşünden dolayı 30 derece paralelleri üzerine yığılarak DİNAMİK YB kuşağını oluşturur.Kutup ve batı rüzgarları 60 derece paralelleri üzerinde karşılaşarak çarpışıp yükselerek DAB kuşağı oluştururlar.KYK ’deki DYB den Asor ve Hawaii (30 derece paralelleri )YB alanları vardır.60 derece paralelleri üzerinde ise DAB vardır.
SÜREKLİ BASINÇ KUŞAKLARI
Modern görüşçülerin şekli çizilirken yerin ekseni etrafındaki dönüşü dikkate alınmıştır .Fakat kara ve denizlerin dağılışı ,yükselti ve yer şekilleri dikkate alınmamıştır.
Klasikçilerin görüşçülerine göre yerin ekseni etrafındaki dönüşü dikkate alınmamıştır ve bütün yer yüzünün denizlerle kaplı olduğu kabul edilmiştir.
İZOBAR (EŞ BASINÇ) EĞRİLERİ.
Aynı basınçtaki noktaları birleştirerek izobarı elde ederiz.Dünyada en yüksek basınç 30 derece paralelleri üzerindedir.
Dünyadaki çöllerin %80’i 30 derece paralelleri üzerinde oluşmuştur.Çünkü D alçalıcı hava hareketleri vardır.
3- RÜZGARLAR
YBRÜZGARAB
Rüzgarın yönünü etkileyen faktörler.
1- basınç merkezinin konumu
2- yer şekilleri:Dağlara çarpan rüzgarların yönü değişir.Vadiler ve boğazlar rüzgarı kanal ize ederek yönünü değiştirir.
3- Dünyanın günlük hareketi:KYK ‘de sağa GYK ’de sola saptırır

TSUNAMI

Japonca’da “liman dalgası” anlamına gelen tsunami sözcüğü; okyanus ya da denizlerin tabanında oluşan deprem, volkan patlaması ve bunlara bağlı taban çökmesi, zemin kaymaları gibi tektonik olaylar sonucu denize geçen enerji nedeniyle oluşan uzun periyotlu deniz dalgasını temsil eder.

Tsunami sözcüğü, dünya dillerine 15 Haziran 1896′dan sonra girmiştir. Japonya’da, 21000 kişinin hayatını kaybettiği Büyük Meiji Tsunamisi’nden sonra Japonlar’ın yaptığı yardım çağrılarıyla dünya dillerine kendiliğinden yerleşmiştir

 

ZİP;

TIKLAYIN

Cografya Terimler 2

Açık Havza : Sularını denize ulaştırabilen havzalara açık havza denir
Açısal Hız : Dairesel hareket yapan Dünya üzerindeki bir noktanın birim zamanda oluşturduğu dönüş açısıdır. Dünya, ekseni çevresindeki hareketi sırasında 4 dakikada 1 derecelik, 1 saatte 15 derecelik, 24 saatte 360 derecelik dönüş yapar. Açısal hız, dünya üzerindeki her noktada aynıdır.
Ağıl : Hayvanların barındığı, çevresi taş veya ahşap ile çevrili yerlere ağıl adı verilmektedir. Ağıllar zamanla nüfusun artmasına bağlı olarak sürekli yerleşme haline gelebilir. Sürü sahipleri tarafından kurulan ağıllar kış mevsiminde hayvanların korunması amacıyla kullanılır.
Akarsu : Belirli bir kaynaktan doğan, yağmur ve kar suları ile beslenen ve arazinin eğimine göre akıp giden sulara akarsu denir.
Akarsu Akımı (Debisi) : Akarsuyun herhangi bir kesitinden birim zamanda geçen su miktarına (m3) akım veya debi denir
Akarsu Rejimi : Akarsuyun akımının yıl içerisinde gösterdiği değişmelere rejim ya da akım düzeni denir.
Alizeler : 30° enlemlerinden (DYB) Ekvator’a (TAB) doğru esen rüzgarlardır. Dünya’nın ekseni çevresindeki hareketi nedeniyle sapmaya uğrayarak, Kuzey Yarım Küre’de kuzeydoğudan, Güney Yarım Küre’de güneydoğudan eserler. En düzenli ve sürekli esen rüzgarlardır. Okyanus akıntılarının yönlerini düzenlerler. Başlangıçta kuru olan bu rüzgarlar, deniz üzerinden aldıkları nemi Ekvator çevresine yağış olarak bırakırlar.
Altimetre : Madeni barometrelerin bir çeşididir. Yükseldikçe basıncın azalması kuralına dayanılarak, yüksekliklerin ölçülmesi amacıyla yapılmıştır.
Ana yön : Güneşin doğduğu taraf doğuyu, battığı taraf batıyı gösterir. Bunları dik kesen yönler, kuzeyi ve güneyi gösterir. Bunlara ana yönler denir.
Andezit : Eflatun, mor, pembemsi renkli dış püskürük bir taştır. Ankara taşı da denir. Dağıldığında killi topraklar oluşur.
Anemometre (rüzgar ölçer) : Rüzgarın hızını ölçmeden kullanılan alet.
Aneroid Barometre : Madeni barometredir. Cıvalı barometrelerin kullanım alanının sınırlı olması ve taşıma zorluğu nedeniyle geliştirilmiştir.
Aphel : Bakınız : Günöte.
Araziden Yararlanma Haritaları : Bir bölgede arazinin nasıl kullanıldığını gösteren haritalardır. Bu haritalar yardımıyla ekili-dikili alanların, çayır ve mera alanlarının, orman alanlarının, bölünüşü ile kayalık, bataklık gibi kullanılmayan alanlar hakkında bilgi edinilir. Tarımın türü ve tarım ürünleri de bu haritalarda gösterilir.
Artezyen : Basınçlı yeraltı sularıdır. İki geçirimsiz tabaka arasındaki geçirimli tabaka içinde bulunan sulardır. Tekne biçimli ovalar ve vadi tabanlarında bu tür sular bulunmaktadır.
Atmosfer : Dünya’yı çepeçevre saran gaz örtüsüne atmosfer denir. Atmosferin alt sınırı, kara ve deniz yüzeyleriyle çakışır. Üst sınırını ise yerçekiminin etkisi belirler. Ekvator’dan kutuplara doğru yerçekimi arttığı için atmosferin şekli Dünya’nın şekli gibi küreseldir.
Atmosfer Basıncı : Atmosferi oluşturan gazların belli bir ağırlığı vardır. Gazların yeryüzündeki cisimler üzerine uyguladığı basınca atmosfer basıncı denir.
Ay’ın evreleri : Ay Güneş’ten aldığı ışınları yansıttığından ve Dünya’nın etrafındaki hareketinden dolayı farklı şekillerde görülmektedir. Ay’ın değişik şekillerde görülmesine Ay’ın evreleri denir. Ay, Güneş ile Dünya arasına girdiğinde, Ay’ın karanlık yüzü Dünya tarafında olur. Bu durumda Ay’ı göremeyiz. Ay’ın bu evresine yeni ay denir. Yeni ay evresinden yaklaşık bir hafta sonra Ay’ın Dünya’ya bakan yüzünün yarısı görülür. Bu evreye ilk dördün denir. İlk dördün evresinden yaklaşık bir hafta sonra, Ay’ın Dünya’ya dönük yüzünün tamamı görülür. Bu evreye dolunay adı verilir. Dolun Ay evresinden yaklaşık bir hafta sonra, Ay’ın Dünya’ya dönük yüzünün yarısı görülür. Bu evreye son dördün denir.
Aysberg (Buz dağı) : Buzullardan kopup, denize kadar ulaşan kalın buzul parçaları deniz içinde ilerlemeye devam eder. Buzun yoğunluğu, deniz suyunun yoğunluğundan az olduğu için su tarafından kaldırılır. Yüzlerce metre kalınlıkta ve kilometrelerce uzunluktaki bu buz dağlarına aysberg denir.
Ay tutulması : Dünya, Güneş ile Ay arasına girerek, Ay’ın bütününü veya bir bölümünü gölgelerse ay tutulması meydana gelir

B
Bağıl Nem : Hava her zaman taşıyabileceği kadar nem yüklenmez. Genellikle havadaki su buharı miktarıyla doyma miktarı arasında bir fark bulunur. Bu farka doyma açığı (nem açığı) denir.

Belli sıcaklıkta 1m3 havanın neme doyma oranına ise bağıl nem denir.
Bankiz : Kutup çevresindeki denizlerde, suyun donması ile oluşan buz kütleleridir.
Baraj gölü : Yapay su birikintilerine baraj gölü denir.
Barograf : Basıncı sürekli kaydeden ve yazıcı ucu bulunan bir tür madeni barometredir.
Basınç : Yüksek basınç alanlarında alçalıcı hava hareketi buharlaşmayı engeller. Çünkü alçalan havanın yoğunluğunun artması su buharının yükselmesini önler. Alçak basınç alanlarında ise yükselen havanın yoğunluğu daha az olacağı için buharlaşma daha kolaydır.
Bazalt : Koyu gri ve siyah renklerde olan dış püskürük bir taştır. Mineralleri ince taneli olduğu için ancak mikroskopla görülebilir. Bazalt demir içerir. Bu nedenle ağır bir taştır.

Birinci Zaman (Paleozoik) : Günümüzden yaklaşık 225 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. Birinci zamanın yaklaşık 375 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.

Zamanın önemli olayları : Kaledonya ve Hersinya kıvrımlarının oluşumu. Özellikle karbon devrinde kömür yataklarının oluşumu. İlk kara bitkilerinin ortaya çıkışı. Balığa benzer ilk organizmaların ortaya çıkışı. Birinci zamanı karakterize eden canlılar graptolith ve trilobittir.
Boğaz: Bakınız : Yarma vadi.

Bora : Yugoslavya’nın iç kesimlerinden Adriyatik Denizi kıyılarına esen soğuk rüzgarlardır.
Boylam : Dünya üzerindeki herhangi bir noktanın başlangıç meridyenine olan uzaklığının açısal değeridir.

Q açısı, D noktasının başlangıç meridyenine olan uzaklığının açı cinsinden değeridir ve D noktasının boylam derecesini verir.

Örnek : D noktasına ait Q açısının değeri 30 derece ise,

D noktasının boylam derecesi 30° dir.
Boyun : Birbirine ters yönde açılmış iki akarsu vadisinin en yüksek, iki doruk arasındaki alanın en alçak yerine boyun denir. Buralara bel ya da geçit de denir.
Bozkır : İlkbahar yağışlarıyla yeşeren, yaz kuraklığı ile sararan kısa boylu otlardır. Bunlara step ya da bozkır denir.
Buharlaşma : Atmosferdeki nemin kaynağı yeryüzündeki su kütleleridir. Sıcaklık arttıkça, havadaki nem açığı arttıkça, su yüzeyi genişledikçe, rüzgar estikçe, basınç azaldıkça, buharlaşma artar.
Buz Dağı : Bakınız : Aysberg.
Buzul Gölleri : Buzullaşma döneminde buzulların aşındırmasıyla oluşan çanaklardaki göllerdir.

C

Coğrafi Bölge : Taşıdığı belirli Coğrafi özellikleri ile çevresinden ayrılan, kendi içinde benzerlik gösteren en geniş coğrafi birimdir. Coğrafi bölgelerin sınırları belirlenirken doğal koşullar, sosyal ve ekonomik özellikler temel alınır.

Coğrafi Bölüm : Bir coğrafi bölge içinde doğal koşullar, sosyal ve ekonomik özellikler bakımından farklılık gösteren küçük birimlerdir.

Coğrafi Konum : Yeryüzündeki herhangi bir alanın bulunduğu yere, o alanın coğrafi konumu denir. Coğrafi konum, matematik konum ve özel konum olarak iki şekilde ifade edilir.

Cıvalı Barometre : Üstü açık bir kaba daldırılmış, yukarı ucu kapalı bir cam borudur. Hava basıncı, boruyu dolduran cıva sütununu dengede tutar. Hava basıncı azalıp çoğaldıkça cıva sütunu da alçalıp yükselir. Cıvalı barometre camdan yapıldığı ve hep düz durması gerektiği için her zaman kullanımı kolay değildir.
Ç

Çakıltaşı (Konglomera) : Genelde yuvarlak akarsu çakıllarının doğal bir çimento maddesi yardımıyla yapışması sonucu oluşur.
Çakmaktaşı (Silex) : Denizlerde eriyik halde bulunan silisyum dioksitin (SİO2) çökelmesi ile oluşan taştır. Kahverengi, gri, beyaz, siyah renkleri bulunur. Çok sert olması ve düzgün yüzeyler halinde kırılması nedeniyle ilkel insanlar tarafından alet yapımında kullanılmıştır.
Çay : Derelerin birleşmesiyle oluşan akarsulara çay denir.
Çekirdek : Dünya’nın yoğunluk ve ağırlık bakımından en ağır elementlerin bulunduğu bölümüdür. Dünya’nın en iç bölümünü oluşturan çekirdeğin, 5120-2890 km’ler arasındaki kısmına dış çekirdek, 6371-5150 km’ler arasındaki kısmına iç çekirdek denir. İç çekirdekte bulunan demir-nikel karışımı çok yüksek basınç ve sıcaklık etkisiyle kristal haldedir. Dış çekirdekte ise bu karışım ergimiş haldedir.
Çığ : Büyük kar yığınlarının yamaç boyunca hareket etmesine çığ denir.
Çiy : Havanın açık ve durgun olduğu gecelerde, havadaki su buharının soğuk cisimler üzerinde su damlacıkları biçiminde yoğunlaşmasıdır. İlkbahar ve yaz aylarında görülür.
Çizgi (grafik) Ölçek : Haritalardaki küçültme oranını çizgi grafiği üzerinde gösteren ölçek türüdür. Kesir ölçeğe göre düzenlenir ve santimetre (cm)’nin üstündeki tüm uzunluk birimleri kullanılır.
Çizgisel Hız : Dairesel hareket yapan Yerküre üzerindeki bir noktanın birim zamanda eksen üzerindeki yer değiştirme hızıdır. Çizgisel hız, dünyanın küreselliği nedeniyle Ekvator’da en fazladır, kutuplara doğru azalır.
Çökme Dolini : Yeraltında bulunan mağara sistemlerinin tavanlarının incelerek çökmesi ile oluşan karstik şekillerdir. Çökme dolinleri, derinliklerinin fazla oluşu, yamaçlarının eğimli oluşu ve tabanlarındaki iri bloklar halinde maddeler bulunması nedeniyle erime dolinlerinden kolayca ayırtedilirler.

D
Dağ : Çevresine göre yüksek olan inişli çıkışlı yer şekilleridir.
Dağ Oluşumu : Bakınız : Orojenez.

Dalgalar : Dalgalar, deniz ve göllerdeki kuzey sularının periyodik salınımlarıdır. Dalga oluşumunun temel nedeni rüzgarlardır. Deniz yüzeyini yalayarak esen rüzgarlar, sürtünme nedeniyle durgun sulara hareket kazandırır. Deniz yüzeyi pürüzlenir ve sürekli biçim değiştirir. Deniz yüzeyinin salınım hareketine dalgalanma deniz yüzeyinde beliren pürüze dalga denir. Rüzgarlar dışında depremler, volkanik hareketler ve deniz altında çökmelerde dalgaları oluşturur. Bu tür dalgalara tsunami denir.
Dam : Köy ailelerinin geçici bir süre için yararlandıkları yerleşme biçimidir. Bölge köy yerleşmelerinde bir kısım aileler, birkaç aylık süre için köylerinden ayrılarak, kendi bahçe, tarla ve otlaklarındaki damlarda oturduktan sonra, tekrar köylerine dönerler.
Debi : Bakınız : Akarsu Akımı.
Delta : Akarsuların denize ulaştıkları yerlerde taşıdıkları maddeleri biriktirmesiyle oluşan üçgen biçimli alüvyal ovalardır. Deltalar, taban seviyesi ovalarının bir çeşididir. Onlardan ayrılan yönü biriktirmenin deniz içinde olmasıdır.
Deniz : Okyanusların kıta içlerine doğru uzanan kollarına deniz denir. Denizler okyanuslarla bağlantılarına göre ikiye ayrılır.
Denizlerin Ortalama Derinliği : Denizlerin ortalama derinliği 4000 m dir. Dünya’nın en derin yeri olan Mariana Çukuru deniz seviyesinden 11.035 m derinliktedir.
Deprem : Yerkabuğunun derinliklerinde doğal nedenlerle oluşan salınım ve titreşim hareketleridir. Yeryüzünün belirli yerlerinde sıklıkla deprem görülür. Buralara deprem kuşakları denir.
Dere : Suyu az, boyu kısa olan akarsulara dere denir.
Derin Deniz Çukurları : Sima üzerinde hareket eden kıtaların, birbirine çarptıkları yerlerde bulunur. Yeryüzünün en dar bölümüdür.
Derin Deniz Platformu : Kıta yamaçları ile çevrelenmiş, ortalama derinliği 6000 m olan yeryüzünün en geniş bölümüdür.
Diyorit : Birbirinden gözle kolayca ayrılabilen açık ve koyu renkli minerallerden oluşan iç püskürük bir taştır. İri taneli olanları, ince tanelilere göre daha kolay dağılır.

Doğal bitki örtüsü : İklim şartlarına göre, kendiliğinden yetişen bitkilerin oluşturduğu örtüye doğal bitki örtüsü denir.
Dolin : Kalker platolar üzerinde görülen, oval şekilli erime çukurluklarıdır. Genellikle derinlikleri az, genişlikleri fazladır. Türkiye’de özellikle Toroslar’da dolinler yaygın olarak görülür. Halk arasında kokurdan, koyak, tava gibi adlar verilir. Dolinler oluşum şekillerine göre iki gruba ayrılır :
Don Olayı : Havanın açık ve durgun olduğu kış gecelerinde aşırı ısınma nedeniyle toprak donar. Don olayı tarımsal üretime büyük ölçüde zarar verir. Karasal bölgelerde don olayı sık görülür.
Doruk : Dağın en yüksek yerine doruk (zirve) denir.
Dördüncü Zaman (Kuaterner) : Günümüzden 2 milyon yıl önce başladığı ve hala sürdüğü varsayılan jeolojik zamandır. Zamanın önemli olayları :İklimde büyük değişikliklerin ve dört buzul döneminin (Günz, Mindel, Riss, Würm) yaşanması. İnsanın ortaya çıkışı.Dördüncü zamanı karakterize eden canlılar mamut ve insandır.
Duvar ve Atlas Haritaları : Eğitim ve öğretim amacına yönelik haritalardır. Ölçekleri 1 / 1.100.000′dan daha küçüktür. Dünya’nın tümünü, kıtaları veya ülkeleri gösterirler.
Düden : Kalkerli arazide erime ile oluşan daire biçimli kapalı çukurluklara düden denir. Düdenler yer altı sularını birbirine bağlayan kanallardır. Düdenlere halk arasında su çıkan, su batan gibi adlar da verilir.
Dünya : Güneş Sistemi’nin 9 gezegeninden biridir ve Güneş’e olan uzaklığı bakımından 3. Sırada bulunur.
Dünyanın Yıllık Hareketi : Dünya ekseni çevresinde hareket ederken aynı zamanda saat ibresinin tersi yönde, Güneş’in çevresinde de döner. Bu hareketini elips bir yörüngede 365 gün 6 saatte tamamlar. Buna 1 Güneş yılı denir. Dünya’nın yıllık hareketi sırasında, Güneş’in çevresinde çizdiği yörünge düzlemine ekliptik denir. Yörünge şeklinin elips olması nedeniyle Dünya yıllık hareket sırasında Günöte – Günberi konumuna gelir.

E
Ekliptik: Dünya’nın yörüngesinden geçtiği varsayılan düzleme Ekliptik veya Yörünge Düzlemi denir.
Ekonomi Haritaları : Dünya’nın bütününün ya da bir bölümünün ekonomik özelliklerini gösteren haritalardır. Bu haritalar yardımıyla endüstri kuruluşlarının türü, sayısı, dağılışı, çalışanların sayısı hakkında bilgi edinilir.
Eksosfer (Jeokronyum) : Atmosferin en üst tabakasıdır.
Enlem : Dünya üzerindeki herhangi bir noktanın başlangıç paraleli olan Ekvator’a uzaklığının açısal değeridir. Q açısı, D noktasının Ekvator’a olan uzaklığının açı cinsinden değeridir ve D noktasının enlem derecesini verir. Örnek :

Q açısının değeri 45 ise, D noktasının enlem derecesi 45° dir.
Epirojenez : Karaların toptan alçalması ya da yükselmesi olayına epirojenez denir.
Erozyon : Toprak örtüsünün, akarsuların, rüzgarların ve buzulların etkisiyle süpürülmesine erozyon denir.
Erime Dolini : Kalker yüzeyler üzerinde, yağış sularının eritmesiyle oluşan karstik şekildir. Erime dolinlerinin tabanında yüzey sularının derine doğru sozdığı çatlak ve delikler bulunur. Dolin tabanlarında erimeden geriye kalan killi materyalin birikmesiyle oluşan terra rossa toprakları bulunur.
Eş Aralık : Bakınız : İzohips Aralığı.
Eş derinlik eğrisi : Bakınız : İzohips Eğrisi.
Eş yükselti Eğrisi : Bakınız : İzohips Eğrisi.
Etezien : Balkan Yarımadası’ndan Kuzey Ege kıyılarına doğru esen soğuk rüzgarlardır.

F
Falez (Yalıyar) : Dalgalar aşındırma yaparken önce çarptıkları kıyı boyunca bir çentik açar. Buna dalga oyuğu denir. Dalga oyukları derinleştikçe üzerindeki kütleler kopar ve düşer. Böylece kıyı boyunca diklikler oluşur. Bu dikliklere falez ya da yalıyar adı verilir. Türkiye’de, Karadeniz ve Akdeniz kıyılarında güzel falez örnekleri görülmektedir.
Fay : Yerkabuğu hareketleri sırasında şiddetli yan basınç ve gerilme kuvvetleriyle blokların birbirine göre yer değiştirmesine fay denir.
Fay açısı : Dikey düzlem ile fay düzlemin yaptığı açıya fay açısı denir.
Fay aynası : Fay oluşumu sırasında yükselen ve alçalan blok arasındaki yüzey kayma ve sürtünme nedeniyle çizilir., cilalanır. Parlak görünen bu yüzeye fay aynası denir
Filat : Kiltaşının (şist) yüksek sıcaklık ve basınç altında değişime uğraması yani metamorfize olması sonucu oluşur.
Fiziki Haritalar : Yeryüzünün kabartı ve çukurluklarını gösteren orta ya da büyük ölçekli haritalardır. Fiziki haritalar hazırlanırken eş yükselti ve eş derinlik eğrileri geniş aralıklarla geçirilir. Bu aralıklar çeşitli renklerle boyanır. Yükseltiler genellikle yeşil, sarı ve kahverenginin çeşitli tonları ile, derinlikler ise açıktan koyuya mavi rengin tonları ile gösterilir.
Fosil : Jeolojik devirler boyunca yaşamış canlıların taşlamış kalıntılarına fosil denir.

G
Galaksi : Yıldız kümesine galaksi denir.

Galeri Ormanları : Savanlardaki, küçük akarsu boylarında görülen, çoğunlukla 50-100 m genişliğinde, bir akarsu ağı biçiminde uzanan ve sürekli yeşil kalabilen nemli ormanlardır. Galeri ormanları olarak adlandırılmalarının nedeni, ağaçların, akarsuyun üstünü bir galeri şeklinde kapatmasıdır.
Gayzer : Volkanik yörelerde yeraltındaki sıcak suyun belirli aralıklarla fışkırması ile oluşan kaynaklardır.
Geçit : Dağlık yerlerin ulaşıma imkan veren bölümlerine geçit denir.
Gel – Git : Ay’ın ve Güneş’in çekim gücünün etkisiyle Dünya’daki su kütlelerinin alçalması ve yükselmesi olayıdır. Ancak Ay, Dünya’ya en yakın gök cismi olduğundan gel git olayında daha etkilidir. Bir yerdeki gel-git, gün içinde 2 kabarma 2 çekilme biçiminde 6 saatte bir gerçekleşir. Bu seviye değişmelerinde her gün bir önceki güne göre 50 dakikalık bir gecikme olur. Çünkü ay, Dünya’nın çevresindeki dönüşünü 24 saat 50 dakikada tamamlamaktadır.
Gezegen : Güneş etrafında dönen büyük gök cisimlerine gezegen denir.
Gnays : Granitin yüksek sıcaklık ve basınç altında değişime uğraması yani metamorfize olması sonucu oluşur.
Göçler : Nüfusun geçici veya sürekli olarak yer değiştirmesidir. Eğer değiştirilen yer ülke içinde olursa buna iç göç denir. Göçler, hızlı nüfus artışının doğal bir sonucudur. Bir bölgedeki nüfusun, artmasında veya azalmasında göçlerin büyük etkisi vardır.
Göktaşı : Yeryüzüne düşen meteor veya parçalarına göktaşı adı verilir.
Göl : Karalar üzerindeki çukur alanlarda birikmiş ve belirli bir akıntısı olmayan durgun su kütlelerine göl denir. Göller tek tek bulundukları gibi yan yana birden fazla da bulunabilirler. Göllerin yan yana bulundukları bölgelere göller yöresi denir.
Grafik Ölçek : Bakınız : Çizgi ölçek.
Granit : İç püskürük bir taştır. Kuvars, mika ve feldspat mineralleri içerir. Taneli olması nedeniyle mineralleri kolayca görülür. Çatlağı çok olan granit kolayca dağılır, oluşan kuma arena denir.
Günberi (Perihel) : Dünya’nın, Güneş’e en çok yaklaşıp, yörüngede en hızlı döndüğü gündür. Dünya Günberi konumuna 3 Ocak’ta gelir.
Güneş Enerjisi : Güneş’in yapısındaki hidrojen atomlarının helyuma dönüşmesi sırasında, enerji açığa çıkar. Buna güneş enerjisi denir.
Güneş Tutulması : Ay, Dünya ile Güneş arasına girdiğinde Dünya’nın bazı yerleri güneş ışığı alamaz. Bu duruma Güneş tutulması denir.
Günöte (Aphel) : Dünya’nın, Güneş’ten en çok uzaklaştığı, yörüngede en yavaş döndüğü gündür. Dünya Günöte konumuna 4 Temmuz’da gelir.
H
Harita : Dünya’nın bütününün ya da bir bölümünün kuşbakışı görünümünün belli bir oranda küçültülerek düzleme aktarılmış şekline harita denir.

Bir çizimin harita özelliği taşıyabilmesi için;

- Kuşbakışı görünüme göre çizilmesi,

- Arazi üzerindeki uzunlukların belli bir oranda küçültülmesi gerekir.
Harita Anahtarı (Lejant) : Haritada kullanılan özel işaretlerin ne anlama geldiğini gösteren bölümdür. Her haritanın kullanım amacına göre farklı işaretler kullanılır.
Harita Ölçeği : Harita üzerinde belli iki nokta arasındaki uzunluğun, yeryüzündeki aynı noktalar arasındaki uzunluğa oranıdır.

Diğer bir deyişle, gerçek uzunlukları harita üzerine aktarırken kullanılan küçültme oranıdır.

Örneğin : Boğaz Köprüsü’nün gerçekte 1074 m olan iki ayağı arası uzaklık, ölçeği bilinmeyen bir haritada yaklaşık 0.5 cm gösterilmiştir. Haritanın ölçeğini bulmak için harita üzerindeki uzunluğu gerçek uzunluğa oranlarız.

Buna göre haritanın ölçeği yaklaşık 1/200.000′dir.
Heyelan : Toprağın, taşların ve tabakaların bulundukları yerlerden aşağılara doğru kayması ya da düşmesine toprak kayması ve göçmesi denir. Ülkemizde bu olayların tümüne birden heyelan adı verilir. Yerçekimi, yamaç zemin yapısı, eğim ve yağış koşulları heyelana neden olan etmenlerdir.
Hidrografya Haritaları : Bir bölgenin su potansiyeli (akarsular, göller, yeraltı suları, kaynaklar) hakkında bilgi veren haritalardır. Bu haritalar yardımıyla akarsuların drenaj tipi, akım miktarı, kanallar, göl sularının özellikleri, yeraltı sularının türü, kaynakların türü sayısı ve verimlilik derecesi hakkında bilgi edinilir.
Hidroloji : Suyun özelliklerini inceleyen bilim dalına hidroloji denir.
Hipsografik Eğri : Yeryüzünün yükseklik ve derinlik basamaklarını gösteren eğridir.
I
Irmak : Çayların birleşmesiyle oluşan akarsulara ırmak denir.
Işıma : Yeryüzü kazandığı enerjinin bir bölümünü atmosfere geri verir. Buna yer ışıması denir. Güneş ışınlarının yeryüzüne ulaşamadığı saatlerde (gece) ve güneş ışınlarının yere değme açılarının küçüldüğü aylarda yer ışıması artar. Ayrıca, zeminin yapısı da yer ışıması üzerinde etkilidir. Örneğin yeryüzünün bitki ile kaplı alanlarında yer ışıması az ve yavaşken çılak arazilerde ısı kaybı daha hızlı ve fazla olur.

İ
İç Deniz : Okyanuslara boğazlar aracılığıyla bağlanan kara içlerine sokulmuş denizlere denir. Örnek : Akdeniz, Kızıldeniz, batlık Denizi, Karadeniz, Marmara Denizi, Azak Denizi
İklim : Geniş bir bölge içinde ve uzun yıllar boyunca değişmeyen ortalama hava koşullarına iklim denir.
İlkel Zaman : Günümüzden yaklaşık 600 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. İlkel zamanın yaklaşık 4 milyar yıl sürdüğü tahmin edilmektedir. Zamanın önemli olayları :

Sularda tek hücreli canlıların ortaya çıkışı. En eski kıta çekirdeklerinin oluşumu. İlkel zamanı karakterize eden canlılar alg ve radiolariadır.
İkinci Zaman (Mezozoik) : Günümüzden yaklaşık 65 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. İkinci zamanın yaklaşık 160 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir. İkinci zamanı karakterize eden dinazor ve ammonitler bu zamanın sonunda yok olmuşlardır.

Zamanın önemli olayları :Ekvatoral ve soğuk iklimlerin belirmesi. Kimmeridge ve Avustrien kıvrımlarının oluşumu. İkinci zamanı karakterize eden canlılar ammonit ve dinazordur.
İndirgenmiş Sıcaklık : Yeryüzünde sıcaklığın enleme bağlı dağılışını gösteren haritalar çizilirken yükseltinin sıcaklık üzerindeki etkisini ortadan kaldırmak için indirgenmiş sıcaklık değerleri kullanılır. Bir yerin yükseltisinin sıfır (0 m) kabul edilerek hesaplanan sıcaklığına indirgenmiş sıcaklık denir. Bir yerin indirgenmiş sıcaklığını hesaplamak için yükseltiden kaynaklanan sıcaklık farkı hesaplanır. Bu fark o yerin gerçek sıcaklığına eklenir.
İyonosfer : Mor ötesi (ultraviyole) ışınlarının, molekülleri parçalayarak iyonlar haline getirdiği atmosfer katmanıdır.
İzobath eğrisi : Bakınız : İzohips Eğrisi.
İzohips Aralığı (Eş Aralık) : İzohipsler haritaların ölçeğine uygun olarak belirlenen yükselti aralıkları ile çizilir. Bu aralığa izohips aralığı ya da eş aralık denir.
İzohips (Eş yükselti) Eğrisi : Deniz seviyesinden aynı yükseklikteki noktaları birleştiren eğriye eş yükselti (izohips) eğrisi, aynı derinlikteki noktaları birleştiren eğriye eş derinlik (izobath) eğrisi denir.
İzoterm Haritaları : Bir bölgede, eş sıcaklıktaki noktaları birleştiren eğriye izoterm denir. İzotermler yardımıyla çizilen izoterm haritalarından, bir bölgedeki sıcaklık dağılışı hakkında bilgi edinilir. Sıcaklık dağılışını daha iyi gösterebilmek için, bu haritalar sıcaklık basamaklarına uygun olarak renklendirilir. Sıcak yerler için kırmızının tonları soğuk yerler için mavinin tonları kullanılır

J
Jeoloji : Yerkürenin yapısını, yaşını ve özelliklerini araştıran bilim dalına yer bilimi jeoloji denir.
Jeolojik zamanlar : Yerkürenin, oluşmaya başladığı andan bu güne kadar geçirdiği devrelere Jeolojik zaman denir. Dünya’mızın 5-6 milyar yıl yaşında olduğu tahmin edilmektedir.
Jeosenklinal : Akarsular, rüzgarlar ve buzullar, aşındırıp, taşıdıkları maddeleri deniz ya da okyanus tabanlarında biriktirirler. Tortullanmanın görüldüğü bu geniş alanlara jeosenklinal denir.
Jeomorfoloji Haritaları : Bir bölgedeki şekillenme süreci yani iç ve dış güçlerin etkisiyle oluşan yer şekilleri hakkında bilgi veren haritalardır. Bu haritalarda faylar, yamaçlar, vadi türleri, birikinti konileri, sekiler, ovalar ve daha bir çok yer şekli taranarak gösterilir. Yer şekillerinin kolay ayırt edilmesi amacıyla bu haritalar renklendirilir.
Jeoterm Basamağı : Yeryüzünden yerin derinliklerine inildikçe 33 m’de bir sıcaklık 1 °C artar. Buna jeoterm basamağı denir.
Jips (Alçıtaşı) : Beyaz renkli, tırnakla çizilebilen kimyasal tortul bir taştır. Alçıtaşı olarak da isimlendirilir.
ormanlar görülür. Bu ormanlara muson ormanları denir.
Mutlak Nem (Varolan Nem) : 1m3 havanın içindeki su buharının gram olarak ağırlığına mutlak nem denir. Mutlak nem, sıcaklığa bağlı olarak, Ekvator’dan kutuplara doğru, denizlerden karalara doğru ve yükseklere çıkıldıkça azalır.

Cografi Terimler Sozlugu

Kalker (Kireçtaşı) : Deniz ve okyanus havzalarında, erimiş halde bulunan kirecin çökelmesi ve taşlaşması sonucu oluşan taştır.
Kant-Laplace teorisi : Güneş Sistemi’nin oluşumu ile ilgili farklı teoriler ortaya atılmıştır. En geçerli teori sayılan Kant-Laplace teorisine Nebula teorisi de denir. Bu teoriye göre, Nebula adı verilen kızgın gaz kütlesi ekseni çevresinde sarmal bir hareketle dönerken, zamanla soğuyarak küçülmüştür. Bu dönüş etkisiyle oluşan çekim merkezinde Güneş oluşmuştur. Gazlardan hafif olanları Güneş tarafından çekilmiş, çekim etkisi dışındakiler uzay boşluğuna dağılmış ağır olanlar da Güneş’ten farklı uzaklıklarda soğuyarak gezegenleri oluşturmuşlardır.
Kapalı Havza : Sularını denize ulaştıramayan havzalara kapalı havza denir.
Karaların Ortalama Yüksekliği : Karaların ortalama yüksekliği 1000 m dir. Dünya’nın en yüksek yeri deniz seviyesinden 8840 m yükseklikteki Everest Tepesi’dir.
Karayel : Türkiye’ye kuzeybatıdan esen soğuk rüzgarlardır. Kışın kar yağışlarına, yazın sağanak yağışlara neden olur.
Karstik Göller : Eriyebilen kayaçların bulunduğu yerlerde oluşan göllerdir.
Kaynak : Yeraltı sularının kendiliğinden yeryüzüne çıktığı yere kaynak denir. Türkiye’de kaynaklara pınar, eşme, bulak ve göze gibi adlar da verilir.
Kenar Deniz : Okyanus kıyılarında, okyanuslardan adalarla ayrılan denizlere denir. Örnek : Japon Denizi, Çin Denizi (Sarı Deniz), Umman Denizi, Kuzey Buz Denizi, Antiler, Tasman Denizi, Mercan Denizi, Bering Denizi, Karayip Denizi
Kesir Ölçek : Haritalardaki küçültme oranını basit kesirle ifade eden ölçek türüdür.

1 / 25.000 , 1 / 500.000, 1 / 1.000.000 birer kesir ölçektir.

Kesir ölçekte, pay ile paydanın birimleri aynıdır. Uzunluk birimi olarak santimetre (cm) kullanılır.

Örneğin : 1 / 1.000.000 ölçeğinde, arazi üzerindeki 1.000.000 cm (10 km)’lik uzunluk harita üzerinde 1 cm gösterilmiştir.

Kırağı : Soğuyan zeminler üzerindeki yoğunlaşmanın buz kristalleri şeklinde olmasıdır. Kırağının oluşabilmesi için de havanın açık ve durgun olması gerekir.

Kırç : Aşırı soğumuş su taneciklerinden oluşan bir sis uzun süre yerde kaldığında, su taneciklerinin soğuk cisimlere çarparak buz haline geçmesidir.

Kırgıbayır : Yarı kurak iklim bölgelerinde sel yarıntılarıyla dolu yamaçlara kırgıbayır (badlans) denir.
Kıta : Denizlerin ortasında çok büyük birer ada gibi duran kara kütlelerine kıta denir.
Kıta Platformu : Derin deniz platformundan sonra yüksek dağlar ile kıyı ovaları arasındaki en geniş bölümdür.
Kıta Sahanlığı : Deniz seviyesinin altında, kıyı çizgisinden -200 m derine kadar inen bölüme kıta sahanlığı (şelf) denir. Şelf kıtaların su altında kalmış bölümleri sayılır.
Kıta Yamacı : Şelf ile derin deniz platformunu birbirine bağlayan bölümdür.
Kiltaşı (Şist) : Çapı 2 mikrondan daha küçük olan ve kil adı verilen tanelerin yapışması sonucu oluşan fiziksel tortul bir taştır.
Kom : Ekonomik faaliyetin büyük ölçüde hayvancılığa dayalı olduğu aileler veya kişiler tarafından oluşturulan geçici yerleşmelerdir.
Konveksiyonel Yağış : Isınan havanın yükselerek soğuması ile oluşan yağışlardır.
Kömür : Bitkiler öldükten sonra bakteriler etkisiyle değişime uğrar. Eğer su altında kalarak değişime uğrarsa, C (karbon) miktarı artarak kömürleşme başlar. C miktarı % 60 ise turba, C miktarı % 70 ise linyit, C miktarı % 80 – 90 ise taş kömürü, C miktarı % 94 ise antrasit adını alır.
Kör (Çıkmaz) Vadi : Karstik yörelerdeki akarsular bir düdende kaybolarak akışını yeraltında sürdürür. Bu akarsuların yeryüzünde süreklilik göstermeyen vadilerine kör (çıkmaz) vadi denir.
Krater : Yanardağların püskürmesi sırasında mağmanın izlediği yola volkan bacası ve bunun ağzına krater denir.
Krivetz: Romanya’nın iç kesimlerinden Karadeniz kıyılarına doğru esen soğuk rüzgarlardır.
Kroki : Bir yerin kuşbakışı görünümünün ölçeksiz olarak düzleme aktarılmasıdır.
Kuaterner Zaman : Bakınız : Dördüncü Zaman.
Kumsal : Kıyılarda dalga ve akıntıların taşıdıkları maddeleri biriktirmesi ile oluşan alanlara kumsal denir. Girintili-çıkıntılı bir kıyıda dalgalar, denize çıkıntı yapan dik burunlarda aşındırma, buradan kopardıkları maddeleri koy içlerine taşıyarak kumsalların oluşmasını sağlar. Bu nedenle kumsallar genellikle koy içlerinde yer alır ve bir şerit halinde uzanır.
Kumtaşı (Gre) : Kum tanelerinin doğal bir çimento maddesi yardımıyla yapışması sonucu oluşan fiziksel tortul bir taştır.
Kumullar : Rüzgarların taşıdığı kumların çökelmesiyle kumullar oluşur. Gevşek yapıya sahip olan kumullar sürekli yer değiştirmektedirler. Orta Asya çöllerinde oluşan hilal biçimli kumullara ise barkan adı verilir.
Kuraklık Sınırı : Bir bölgenin sıcaklık ve nem koşulları tarım ürünlerini, sulamaya duyulan gereksinimi etkilemektedir.Yaz kuraklığının belirgin olduğu bir yerde sulamaya duyulan gereksinim fazladır. Buna kuraklık sınırı denir.
Kuyu suları : Kuyular açılarak yeraltından çıkarılan sulara kuyu suları denir.

L
Lapya : Kalkerli yamaçlarda yağmur ve kar sularının yüzeyi eriterek açtıkları küçük oluklardır. Oluşan çukurluklar keskin sırtlarda yan yana sıralandığından yüzey pürüzlüdür. Büyüklükleri birkaç cm ile birkaç metre arasında değişir.
Lav : Volkanlardan çıkarak yeryüzüne kadar ulaşan eriyik haldeki malzemeye lav denir.
Lejant : Bakınız : Harita Anahtarı.
Litosfer : Bakınız : Taşküre.

M

Mağara : Kalkerli arazilerde çatlaklar boyunca yeraltına sızan suların oluşturduğu büyük boşluklara mağara denir. Damlataş, Narlıkuyu, Düden, İnsuyu, Kızılin mağaraları en ünlüleridir.
Mağma : Yer kabuğunun altında bulunan sıcak ve sıvı katmana mağma denir.
Maki : Her mevsim yeşil kalan kısa boylu çalı ve ağaçlardan oluşan bitki örtüsüdür.
Maksimum Nem (Doyma Miktarı) : 1m3 havanın belli bir sıcaklıkta taşıyabileceği nemin gram olarak ağırlığıdır. Hava kütleleri ısındıkça genleşip hacimleri artar. Bu nedenle nem alma ve taşıma kapasiteleri de artar. Eğer hava taşıyabileceği kadar nem alırsa doyma noktasına ulaşır ve doymuş hava adını alır.

Örneğin : 20°C sıcaklığa sahip bir hava kütlesinin taşıyabileceği nem miktarı 17,32 gr/m3’tür. Bu hava kütlesinin sıcaklığı 30°C’ ye yükseldiğinde havanın hacmi genişleyeceği için taşıyabileceği nem miktarı da artar ve doyma noktası 30,4 ge/m3’e yükselir. Bu nedenle hava kütlesinin doyması için aradaki fark (13.08 gr) kadar nem yüklenmesi gerekir.
Manto : Dünya’nın Litosfer ile çekirdek arasındaki katmandır. 100-2890 km’ler arasında bulunan mantonun yoğunluğu 3,3-5,5 g/cm3 sıcaklığı 1900-3700 °C arasında değişir. Manto, yer hacminin en büyük bölümünü oluşturur. Yapısında silisyum, magnezyum , nikel ve demir bulunmaktadır. Mantonun üst kesimi yüksek sıcaklık ve basınçtan dolayı plastiki özellik gösterir. Alt kesimleri ise sıvı halde bulunur. Bu nedenle mantoda sürekli olarak alçalıcı-yükselici hareketler görülür.
Matematik Konum : Dünya üzerinde bir nokta veya alanın yerinin belirlenmesi için, o noktanın Ekvator’a ve başlangıç meridyenine olan uzaklığının bilinmesi gerekir. Bunun için enlem ve boylam kavramlarından yararlanılır.

Örnek : Türkiye 36° – 42° Kuzey enlemleri,

26° – 45° Doğu boylamları arasında yer alır.
Mercan Kalkeri : Mercan iskeletlerinden oluşan organik bir taştır. Temiz, sıcak ve derinliğin az olduğu denizlerde bulunur. Ada kenarlarında topluluk oluşturanlara atol denir. Kıyı yakınlarında olanlar ise, mercan resifleridir.
Menderes : Akarsu yatak eğiminin azalması, akarsuyun akış hızının ve aşındırma gücünün azalmasına neden olur. Akarsu büklümler yaparak akar. Akarsuyun geniş vadi tabanı içinde, eğimin azalması nedeniyle yaptığı büklümlere menderes denir. Menderesler yapan akarsuyun, uzunluğu artar ancak akımı azalır.Taban seviyesinin alçalması nedeniyle menderesler yapan bir akarsuyun, yatağına gömülmesiyle oluşan şekle gömük menderes denir.
Mermer : Kalkerin yüksek sıcaklık ve basınç altında değişime uğraması, yani metamorfize olması sonucu oluşur.
Meteoroloji : Atmosferin özelliklerini inceleyen bilim dalına meteoroloji denir.
Mezozoik Zaman : Bakınız : İkinci Zaman.
Mezra : bazı ailelerin tarım alanlarının az olması, kan davaları gibi nedenlerle bulundukları sürekli yerleşmelerden ayrılıp daha uzak bir yere yerleşmesiyle oluşmuş yerleşmelerdir. Tarımsal faaliyetler hayvancılığa göre ön plandadır. Bir kaç ev ve eklentilerden oluşan mezralar zamanla sürekli yerleşme haline gelebilir. Örneğin Elazığ, Harput’un bir mezrası iken zamanla büyüyerek kent haline gelmiştir.
Mistral : Fransa’nın iç kesimlerinden Rhone Vadisi’ni izleyerek Akdeniz kıyılarına doğru kışın esen soğuk rüzgarlardır.
Muson Ormanları :Yağışın fazla olduğu yerlerde, kış aylarında yapraklarını döken yayvan yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlar görülür. Bu ormanlara muson ormanları denir.
Mutlak Nem (Varolan Nem) : 1m3 havanın içindeki su buharının gram olarak ağırlığına mutlak nem denir. Mutlak nem, sıcaklığa bağlı olarak, Ekvator’dan kutuplara doğru, denizlerden karalara doğru ve yükseklere çıkıldıkça azalır.
N
Narenciye : Bakınız : Turunçgiller.
Nebula Teorisi : Bakınız : Kant-Laplace teorisi.
Nefometre : Bulutluluk gökyüzünü kaplayan bulutların miktarı 10 ya da 8 eşit parçaya bölünmüş ve nefometre adı verilen bir araç ile ölçülür. Nefometre ufku kaplayacak şekilde tutularak bulutla kaplı pencereler sayılır. Bulutla kaplı pencere sayısının tüm pencere sayısına oranı da bulutluluğu verir.
Nehir : Büyük ırmaklara nehir denir.
Nem : Yeryüzündeki su kütlelerinden buharlaşan su, atmosferin nemlenmesine yol açar. Atmosferdeki su buharına hava nemliliği de denir. Önemli bir sıcaklık etmeni olan atmosferdeki su buharının miktarı, yere ve zamana göre değişir.
Neozoik Zaman : Bakınız : Üçüncü Zaman.
Normal Hava Basıncı : 45° enlemlerinde, deniz seviyesinde ve 15°C sıcaklıkta ölçülen basınca normal hava basıncı denir.
Nüfus :Sınırları belli bir alanda yaşayan insan sayısına nüfus denir.
Nüfus Artış Hızı : Bir yıl içinde, doğum ve ölüm sayısına bağlı nüfus artışına doğal nüfus artış hızı ya da doğurganlık hızı denir.
Nüfus Haritaları : Dünya’nın bütününde ya da bir bölümündeki nüfusun dağılışı ve özellikleri hakkında bilgi veren haritalardır. Bu haritalarda nüfus dağılışı noktalama ile gösterilir. Nüfus yoğunluğu haritaları ise renklendirilir.
Nüfus Yoğunluğu : Belli bir alanda yaşayan nüfusun, o alana oranıdır. Ülkenin genişliği ve toplam nüfus hakkında bilgi verir. Kişi/km2 olarak gösterilir.

Oba : Daha çok göçebe hayvancılık yapan toplulukların geçici olarak yerleşip, çadır kurdukları yerleşmelerdir.

Obruk : Baca veya kuyu şeklinde, keskin köşeli, derin çukurluklara obruk denir. Derinliği 250-300 m’yi bulabilen obrukların bazılarının tabanında göl bulunur. Türkiye’de İç Anadolu’nun güneyinde ve Toroslar’da yaygın olarak obruklar görülür. İçel’deki Cennet-Cehennem mağaraları ve Konya’daki Kızören obruğu ülkemizdeki en güzel örneklerdir.

Obsidyen (Volkan Camı) : Siyah, kahverengi, yeşil renkli ve parlak dış püskürük bir taştır. Magmanın yer yüzüne çıktığında aniden soğuması ile oluşur. Bu nedenle camsı görünüme sahiptir.

Okyanus : Kıtaları birbirinden ayıran geni su kütlelerine okyanus denir. Örnek : Atlas Okyanusu, Büyük Okyanus (Pasifik Okyanusu), Hint Okyanusu

Orman : Büyüklü küçüklü çeşitli özellikteki ağaçların oluşturduğu bitki örtüsüdür.

Ormanaltı Florası : Orman örtüsü altında loş ortamda yetişen, çoğunlukla ot ve sarmaşık türlerinin oluşturduğu bitki topluluğudur.

Orojenez (Dağ Oluşumu) : Jeosenklinallerde biriken tortul tabakaların kıvrılma ve kırılma hareketleriyle yükselmesi olayına dağ oluşumu ya da orojenez denir.

Orografik Yağışlar : Nemli hava kütlelerinin bir dağ yamacına çarparak yükselmesi sonucunda oluşan yağışlardır.

Otlak : Büyük ve küçükbaş hayvancılığın yapıldığı yerlerde hayvanların otlatıldığı alanlara otlak denir.

Ova : Çevresine göre çukurda kalmış geniş düzlüklere ova denir.

Ö

Ölçek : Gerçek ölçülerin kaç defa küçültüldüğünü gösteren küçültme oranına ölçek denir.

Örtü buzulu : Çok geniş alanlara yayılan, kilometrelerce alan kaplayan buzul türüdür.

Özel Konum : Dünya üzerindeki bir yerin çevresine, denizlere, yer şekillerine, anayollara, geçitlere ve komşularına göre konumudur.
Özel Konum; İklim koşullarını, Doğal bitki örtüsünü, Tarımsal etkinlikleri, Nüfus ve yerleşme biçimini, Ekonomik etkinlikleri, Ulaşım olanaklarını, Siyasal ve kültürel yapıyı etkiler.

P

Paleontoloji : Fosilleri inceleyen bilim dalına paleontoloji denir.

Paleozoik Zaman : Bakınız : Birinci Zaman.

Peribacası : Özellikle volkan tüflerinin yaygın olarak bulunduğu vadi ve platoların yamaçlarında sel sularının aşındırması ile oluşan özel yeryüzü şekillerine peribacası denir. Bazı peribacalarının üzerinde şapkaya benzer, aşınmadan arta kalan sert volkanik taşlar bulunur. Bunlar volkanik faaliyet sırasında bölgeye yayılmış andezit ya da bazalt kütleridir. Peribacalarının en güzel örnekleri ülkemizde Nevşehir, Ürgüp ve Göreme çevresinde görülür.

Plan : Bir yerin kuşbakışı görünümünün belli bir oranda küçültülerek düzleme aktarılmasıdır. Plan bir tür büyük ölçekli haritadır.

Plato : Akarsu vadileriyle derince yarılmış düz ve geniş düzlüklerdir.

Peneplen : Geniş arazi bölümlerinin, akarsu aşınım faaliyetlerinin son döneminde deniz seviyesine yakın hale indirilmesiyle oluşmuş, az engebeli şekle peneplen (yontukdüz) denir.

Perihel : Bakınız : Günberi.

Polye : Karstik yörelerdeki genişliği birkaç kilometre olan, uzunluğu 20-30 kilometreyi bulan, hatta geçebilen ova görünümlü büyük karstik çukurlara polye denir. Türkiye’de özellikle Toroslar’da polyeler yaygındır. Örneğin; Akdeniz Bölgesi’ndeki Ketsel, Elmalı ve Akseki ovası birer polyedir.

Poyraz : Türkiye’nin hemen her yerinde esen rüzgarlardır. Yaz poyrazı serinletici etki yapar. Kışın ise kuru soğuklara neden olur.

Projeksiyon : Dünya’nın küreselliği nedeniyle, haritalarda ortaya çıkan hataları en aza indirmek için çeşitli yöntemler kullanılır. Bunun için yerkürenin paralel ve meridyen ağının belirli kurallara göre düz bir kağıda geçirilmesi gerekir. Bu sisteme projeksiyon denir.

R

Rüzgar : Hava kütlelerinin yatay yöndeki hareketlerine rüzgar denir.

Rüzgar Erozyonu : Bitki örtüsünün olmadığı ya da cılız olduğu yerlerde toprağın rüzgarlarla yerinden kopartılarak taşınmasına rüzgar erozyonu denir.

Rüzgarın Frekansı (Esme Sıklığı) : Rüzgarın yıl içinde belirli bir yönden esme sıklığına rüzgar frekansı denir. Esme sıklığı rüzgar frekans gülleri ile gösterilir. Bir bölgede belirli bir sürede rüzgarların en sık estiği yöne egemen rüzgar yönü denir. Örneğin Ankara Meteoroloji İstasyonu verilerine göre, Ankara’ya ait yıllık ortalama rüzgar frekans gülüne bakıldığında, yıl içinde kuzeydoğudan esen rüzgarların toplam 5000 esme sayısı ile en fazla olduğu görülür. Yani egemen rüzgar yönü kuzeydoğudur.

S

Samanyolu : Çok sayıda yıldızlardan ve Güneş’ten oluşan galaksiye Samanyolu denir.

Sanayi : Ham maddelerin işlenerek mamül madde haline getirilmesine sanayi denir.

Sarkıt-Dikit : Kalsiyum karbonatça zengin suların mağara tavanından sızarak içindeki kirecin tavanda birikmesi ile sarkıtlar, damlayarak tabanında birikmesi ile dikitler oluşur. Karstik alanlardaki mağaralarda görülen bu şekillerin en güzel örnekleri Damlataş Mağarası’nda bulunmaktadır.

Seki (Taraça) : Yatağına alüvyonlarını yaymış olan akarsuyun yeniden canlanarak yatağını kazması ve derinleştirmesi sonucunda oluşan basamaklardır. Taban seviyesinin alçalması nedeniyle, tabanlı bir vadide akan akarsuyun aşındırma gücü artar. Yatağını derine doğru kazan akarsu vadi tabanına gömülür. Eski vadi tabanlarının yüksekte kalması ile oluşan basamaklara seki ya da taraça denir.

Sel : Sağanak yağış ve hızlı kar erimeleri sonucu çok miktarda suyun akışa geçmesi ile meydana gelen duruma sel denir.

Sıcaklık : Sıcaklığın yüksek olduğu yerlerde havanın nem alma kapasitesi de yüksek olduğu için buharlaşma artar, düşük olduğu yerlerde ise buharlaşma azalır.

Sırt : İki akarsu vadisini birbirinden ayıran ve birbirine ters yönde eğimli yüzeyleri birleştiren yeryüzü şeklidir. Sırtların üzeri düz olabileceği gibi keskin de olabilir.

Sirk buzulu : Dağların tepesindeki ve yüksek yamaçlardaki küçük çanaklarda yeni oluşmaya başlayan buz türüdür.

Sismograf : Depremin süresi ve şiddetini ölçen alete sismograf denir.

Siyasi ve İdari Haritalar : Yeryüzünde veya bir kıtada bulunan ülkeleri, bir ülkenin idari bölünüşünü, yerleşim merkezlerini gösteren haritalardır. Bu haritalardan uzunluk ve alan bulmada yararlanılır. Ancak yer şekilleri hakkında bilgi edinilemez.

Siyenit : Yeşilimsi, pembemsi renkli iç püskürük bir taştır. Adını Mısır’daki Syene (Asuvan) kentinden almıştır. Siyenit dağılınca kil oluşur.

Step : Bakınız : Bozkır.

Stratosfer : Troposferin üstündeki atmosfer katmandır.

Sürekli Rüzgarlar : Genel Hava dolaşımına bağlı, sürekli basınç kuşakları arasında yıl boyunca yön değiştirmeden esen rüzgarlardır.

Ş

Şemosfer : Atmosferin stratosfer ile İyonosfer arasındaki katmanıdır.

T

Takke buzulu : Dağların bütün yamaçlarını kuşatan buzul türüdür.

Taraça : Bakınız : Seki.

Tarım : Toprağı işleyerek ekme ve dikme yoluyla çeşitli ürünler elde etme işine tarım denir.

Taşküre (Litosfer) : Dünya’nın manto katmanının üstünde yer alan ve yeryüzüne kadar uzanan katmanıdır. Kalınlığı ortalama 100 km’dir. Taşküre’nin ortalama 35 km’lik üst bölümüne yerkabuğu denir.

Tebeşir : Derin deniz canlıları olan tek hücreli Globugerina (Globijerina)’ların birikimi sonucu oluşur. Saf, yumuşak, kolay dağılabilen bir kalkerdir. Gözenekli olduğu için suyu kolay geçirir.

Tektonik Göller : Yerkabuğunun tektonik hareketleri sırasında oluşan çanaklardaki göllerdir.

Tepe : Bir doruk noktası ve onu çevreleyen yamaçlardan oluşmaktadır.

Termik Basınç : Dünya’nın küreselliği nedeniyle ısınma ve soğumaya bağlı oluşan basınçlardır.

Termik Ekvator : Meridyenlerin en sıcak noktalarını birleştiren eğriye termik ekvator denir.

Ters Alizeler (Üst Alizeler) : Ekvator’dan (TAB), 30° enlemlerine (DYB) doğru esen üst rüzgarlardır. Her yerde ve her zaman görülmezler. Yeteri kadar sürekli ve güçlü değillerdir. 30° enlemleri çevresinde aşağıya doğru alçaldığından yağış oluşumunu engellerler.

Ticaret : Para kazanmak için yapılan alım satım işlerine ticaret denir.

Topoğrafya Haritaları : İzohips (eş yükselti) eğrisi yöntemi ile yapılır. Araziyi ölçekleri oranında ayrıntıları ile gösterirler. Ölçekleri 1 / 20.000 ile 1 / 500.000 arasında değişir. 1 / 20.000′den büyük ölçekli olanlar kadastro işlerinde ve askeri amaçlarla kullanılır. Bu haritalardan ölçek, uzunluk alan ve eğim hesaplamada yararlanılır.

Toprak Haritaları : Bir bölgenin toprak özellikleri ve dağılışları hakkında bilgi veren haritalardır. Bu haritalardan, yetiştirilecek ürünlerin belirlenmesi, buna bağlı olarak topraklardan daha iyi verim alınabilmesi gibi bir çok konuda yararlanılır.

Traverten : Kalsiyum biokarbonatlı yer altı sularının mağara boşluklarında veya yeryüzüne çıktıkları yerlerde içlerindeki kalsiyum karbonatın çökelmesi sonucu oluşan kimyasal tortul bir taştır.

Traverten : Genellikle sıcak su kaynaklarının yakınında ve kalsiyum karbonatlı suların yayılarak aktığı alanlarda, kirecin çökelmesi ile oluşan basamaklardır. En güzel örnekleri Denizli-Pamukkale’dedir.

Troposfer : Atmosferin, yeryüzüne temas eden, alt bölümüdür.

Tundra : Düşük sıcaklığa ve kuraklığa uyum sağlamış olan kısa boylu çalılar, otlar ve yosunlardır. Bu bitki örtüsüne tundra adı verilir.

Turizm : İnsanların görme, tanıma, dinlenme, eğitim, spor, tedavi ve kutsal yerleri ziyaret etmek amacıyla yaptıkları gezilere turizm denir.

Turunçgiller (Narenciye) : Portakal, mandalina, greyfurt, turunç ve limon bitkilerine genel olarak turunçgil denir.

Tsunami : Bakınız : Dalgalar.

Türkiye’nin Matematiksel Konumu : Türkiye 36° – 42° Kuzey enlemleri, 26°-45° Doğu boylamları arasında yer alır.

U

Uvala : Genişleyip, derinleşen dolinlerin birleşmesiyle oluşan, dolinlerden daha büyük çukurluklardır. Uvaların düzensiz şekle sahip olması ve tabanlarındaki erimeden geriye kalan kalker çıkıntıları dolinlerden kolayca ayırtedilmesini sağlar.

Ü

Üçüncü Zaman (Neozoik) : Günümüzden yaklaşık 2 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. Üçüncü zamanın yaklaşık 63 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.
Zamanın önemli olayları : Kıtaların bugünkü görünümünü kazanmaya başlaması. Linyit havzalarının oluşumu. Bugünkü iklim bölgelerinin ve bitki topluluklarının belirmeye başlaması. Alp kıvrım sisteminin gelişmesi. Nümmilitler ve memelilerin ortaya çıkışı. Üçüncü zamanı karakterize eden canlılar nummilit, hipparion, elephas ve mastadondur.

V

Vadi : Akarsuyun içinde aktığı, kaynaktan ağıza doğru sürekli inişi bulunan, uzun çukurluklardır.

Vadi buzulu : Sürekli beslenerek sirkten taşan ve vadi boyunca aşağı hareket eden buzul türüdür.

Volkan Bacası : Mağmanın yeryüzüne ulaşıncaya kadar geçtiği yola volkan bacası denir.

Volkanik Göller : Volkanik patlamalar ile oluşan çanaklardaki göllerdir. Krater gölü, kaldera gölü ya da maar gölü gibi çeşitleri vardır.

Volkanik Tüf : Volkanlardan çıkan kül ve irili ufaklı parçaların üst üste yığılarak yapışması ile oluşan taşlara volkan tüfü denir.

Volkanizma : Yerin derinliklerinde bulunan magmanın patlama ve püskürme biçiminde yeryüzüne çıkmasına volkanizma denir.

Volkan Konisi : Lav, kül, volkan bombası gibi volkanik maddelerin üst üste yığılması ile oluşan koni biçimli yükseltiye volkan konisi, koni üzerinde oluşan çukurluğa krater denir.

Y

Yağış : Havadaki nemin doyma noktasını aşıp, su damlacıkları, buz kristalleri veya buz parçacıkları şeklinde yoğunlaşmasına yağış denir.

Yamaç : Yeryüzündeki eğimli yüzeylerdir.

Yanardağ : Mağmadan gelen ve yer kabuğundaki çatlaklardan püsküren lavların yığılması sonucunda o bölgede dağlar oluşur. Bunlara yanardağ ya da volkan adı verilir.

Yarma Vadi (Boğaz) : Akarsuyun, iki düzlük arasında bulunan sert kütleyi derinlemesine aşındırması sonucunda oluşur. Vadi yamaçları dik, tabanı dardır. Akarsuyun yukarı bölümlerinde görülür.

Yayla : Yaz aylarında hayvan otlatmak veya tarımsal faaliyette bulunmak amacıyla gidilen geçici yerleşmelerdir. Yaylalar dinlenmek amacıyla gidilen yazlık sayfiye yerleri de olabilir.

Yerel Saat : Bir noktada Güneş’in gökyüzündeki konumuna göre belirlenen saate yerel saat denir. Aynı boylam üzerindeki noktalarda yerel saat aynıdır. Herhangi bir meridyenin Güneşin tam karşısına geldiği an, meridyen üzerindeki tüm noktalarda yerel saat 12.00′dir.
Güneş, doğudaki bir noktada batıdaki yerlere göre daha önce doğar ve daha önce batar; bu nedenle yerel saat doğudaki yerlerde daha ileridir.

Yıldız : Türkiye’ye kuzeyden esen soğuk rüzgarlardır. Karadeniz kıyılarına yağış bırakırlar. Kar yağışına neden olurlar. Karayel ile karışık estiğinde kar fırtınaları görülür.

Yıldız : Güneş gibi, kendiliğinden ısı ve ışık veren gök cisimlerine yıldız adı verilir.

Yoğunlaşma : Atmosferdeki su buharının gaz halden sıvı ya da katı hale geçmesine yoğunlaşma denir. Yoğunlaşmanın temel nedeni sıcaklığın düşmesidir.

Yöre : Bölüm içerisinde farklı özelliklere sahip, bölümden daha küçük birimlerdir. Iğdır Yöresi, Göller Yöresi, Menteşe Yöresi gibi.

Yörünge Düzlemi : Bakınız : Ekliptik.

Yükseklik : Ağır bir gaz olan su buharı, yerçekiminin etkisiyle fazla yükselemez. Yoğunlaşma sonucu yağış tekrar yeryüzüne düşer. Yükseldikçe hava soğuyacağından havanın su buharı taşıma kapasitesi dolayısıyla buharlaşma azalır.

Hava Küre

HAVA KÜRE
Dünyamız etrafını halkın kullandığı dilde hava, teknik ifadede ise atmosfer adını verdiğimiz bir gaz tabakası çevirmiş bulunmaktadır. Atmosfer; yeryüzünden uzaklaştıkça azalan bir yoğunluk sırasına göre dizilmiş, yükseldikçe seyrekleşen ve nihayet feza boşluğuna intikal eden iç içe kürelerden ve katlardan meydana gelir. Fakat bu kürelerin farklılığı, isimleri ve yükseklik sınırları değişiktir.
Deniz dibinde yaşayan canlıların üzerine suyun yaptığı basınç gibi, atmosfer denizinin derinliklerinde yaşayan biz insanlara da havanın yaptığı basınç bir hayli tesirlidir. Tahminen 1cm2 İlk alana 1 kg.lık basınç yapan hava, bütün insan vücuduna 10 tonluk bir tesir yapmaktadır. Denizde ki gibi Atmosferde de yukarılara çıkıldıkça basınç azalmakta, arzın çekimine bağlı olarak aşağılarda yoğunluk ve basınç artmaktadır. Toplam havanın yarı kütlesi yerden 5 km.lik bir yükseklik içine sıkışmış halde % 99’u da 40 km.lik bir kuşak içinde bulunmaktadır. Bütün havanın yerden 1000 km. yükseklik içinde bulunduğu kabul edilirse, 960 km.lik bir mesafede tüm havanın % 1’i kadar bir kısmının bulunacağı söylenir ki yoğunluğun ve basıncın 40-50kmyi aştıktan sonra ne kadar çok azalacağı tahmin edilmektedir. İnsanlar ve hayvanlar için lüzumlu olan oksijen, bitkiler için karbondioksit ve Azot gazlarının oranlarının değişmesi canlı varlıkların yaşama güçlerine büyük ölçüde tesir eder. CO2 gazının azalıp veya çoğalması, bitkilerin gelişmesi üzerinde büyük tesirleri olduğu gibi, bu gazın % 55–60 oranında azalması dünya üzerindeki sıcaklığın 4–5 azalmasına, aynı oranda artması ise sıcaklığın 5 – 6 artmasına sebep olabilmektedir.Atmosferin ihtiva ettiği gazların üç grubu doğrudan doğruya gaz, dördüncü de tozlardır. Azot, O2, Argon, H2, Neon, Helyum, Kripton, Ksenon, Metan gazlarından, 30 km yükseklikte O2, argon, neon, kripton, ksenon, metan gazları azalmakta buna karşılık H2 ve Helyum gazları artmaktadır.Bundan başka atmosferde her zaman bulunan fakat nispetleri değişen gazlardan su buharı (Nem) ve CO2 i saymak mümkündür. CO2 gazı, karalar üzerinde denizlere göre daha fazla bulunması sebebi ile su buharı gibi güneşten gelen sıcaklık ışınlarını absorbe eder. Bu suretle toprağın soğumasını önler. Bitkiler üzerinde tesiri olduğu gibi, kireç taşının (kalkerin), istiridye kabuklarının ve mermerin meydana gelmesinde büyük ölçüde yardımcı olur. Diğer taraftan güneşten gelen ışınların yeryüzüne geçmesine mani olmadığı halde, yeryüzünden tekrar atmosfere yansıyan ışınları geçirmez ve bünyesinde tutar. Bu itibarla üzerimizde yorgan vazifesi görüp ve dünyamızın sıcaklığının kaybolmasını önlemiş olur.Bunlardan başka atmosferde, Amonyak, Radyon, Sülfür dioksit, karbon monoksit, sülfür trioksit ve Ozon gazları gibi ara sıra bulunan gazlarda vardır ki; en önemlisi ozon olup güneşten gelen ve büyük ölçüde öldürücü güce sahip bulunan ültraviyole ışınlarını absorbe eder. Zararlı mikropları öldürür. Havanın soğumasını önler. Atmosferde bulunan tozlar da; C02 ve nemin yaptığı işlerin yanında, yağmurun meydana gelmesi için lüzumlu yoğunlaşma çekirdeği görevini de yaparlar. Atmosfer, yüksekliği yer sathından 80km. olan Mezosfer (iç atmosfer) ile, 80 km.den 800 – 1000 km. yükseklikte dış atmosfer (İyonosfer) katlarından oluşur. Mezosfer içinde yüksekliği 12 km. (ortalama) olan ve içinde meteostolojik olayların olduğu troposfer tabakası yer alır ki insan hayvan ve bitki hayatının içinde geçtiği 2 km.lik kısmına biyosfer adı verilir.Dünyamızı kaplayan hava kürenin şekli, hemen hemen dünyanın şekline benzer. Bu tabakanın ekvator kısmı şişkin kutuplar kısmı ise basıktır.

Küreselleşme

1.KÜRESELLEŞME KAVRAMI,BAŞLANGIÇ SÜRECİ VE NASIL İZLENİR

1.1. Küreselleşme Kavramı

Küreselleşme, ulaşım haberleşme ve bilgi teknolojisindeki gelişmeler sonucunda toplumsal ve kültürel düzenlemeler üzerinde, mekansal uzaklıklardan kaynaklanan farklılıkların ortadan kalktığı toplumsal bir süreçtir. Günümüz için önemli olan ise insanların bu kısıtlamaların kalkmakta oluşunun bilincinde olmalarıdır.

Küreselleşme, Avrupa kültürünün,yeni sömürgecilik, kolonizasyon ve kültürel kaynaşma ile tüm dünyaya yayılma çabalarının doğrudan sonucudur.

Küreselleşme Yeni bir terim olmakla beraber, kökleri sömürgecilik tarihine uzanan çok eski bir süreçtir. İngiliz emperyalizminin en ünlü sözcülerinden Cecil Rhodes 1890’larda sömürgeciliğin savunmasını kısa ve özlü olarak söyle yapıyordu. Kolayca ham madde elde edebileceğimiz, aynı zamanda sömürgelerin yerli halkının sağladığı ucuz köle emeğini sömürebileceğimiz yeni topraklar bulmaya mecburuz…Ayrıca ,sömürgeler kendi fabrikalarımızda üretilen fazla malardan kurtulmak için de bir kanal oluşturacaktır.

1.2.Küreselleşmenin Başlangıç Süreci

Küreselleşme ile ilgili teorik tartışmalarda en çok üzerinde durulan konulardan birisi küreselleşmenin ne zaman başlamış olduğudur. Tartışmalar üç olasılık üzerine yoğunlaşmaktadır.

-Küreselleşme tarihin başlangıcından beri varolan bir süreçtir. Ancak son yıllarda hızında ani bir artış gerçekleşmiştir.

-Küreselleşme modernleşme ve kapitalizmin gelişmesi ile yaşıttır. Son yıllarda hızında artış yaşanmaktadır.

-Küreselleşme sanayi ötesi toplum, modern ötesi toplum ve kapitalist düzenin çözülmesi ile ilgili olarak son yıllarda ortaya çıkan yeni bir olgudur.

1.3.Küreselleşme Toplumsal Hayatın Hangi Alanlarında İzlenir

Pek çok teorik analiz,küreselleşmenin toplumsal hayatın üç farklı alanında izinin takip edilebileceğinin ortaya koymaktadır. Bunları aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

-Ekonomi: Maddi mal ve hizmetlerin üretimim, değişimi,dağılımı ve tüketimi ile ilgili toplumsal düzenlemelerdir.

-Politika: Gücün yoğunlaşmasını, otoritenin uygulanmasını sağlayan askeri güç ve polis gücünün ve ayrıca diplomasinin toplumları ve ülke sınırlarını kontrol edebilecek şekilde kurumsallaşmasını sağlayan toplumsal düzenlemelerdir.

-Kültür:Ülkeler insanlarının inançlarını, değer yargılarını, tercihlerini, zevklerini, yaşayış şekillerini, düşünüşlerini temsil eden sembollerin üretilmesini ve ifade edilmesini sağlayan toplumsal düzenlemelerdir.

Bu üç alanın nispi önemi ve etkinliği coğrafya ve tarihe bağlı olarak değişebilmektedir.Alanlardan birindeki etkin düzenlemeler diğer alanlara da sıçramakta onları da değişime zorlamaktadır.

2.KÜRESELLEŞMENİN TÜRKİYE EKONOMİSİNE ETKİLERİ

Dünyada bir globalleşmeden söz ederken Türkiye’nin konumu ve geleceği nasıl olur veya nasıl olacak diye bir soru sormamız gerekir. Globalleşen dünyada bir çok kutuplaşmalar ve çeşitli bloklar oluşmaktadır. Türkiye bu gibi yapılara entegre mi olmalı yoksa, otarşi bir yapıda mı bulunmalıdır? Bütün bu sorulara cevap vermek için ülkelerin politikalarına bakmamız gerekir. Örneğin ABD’nin politikası menfaat politikasıdır, eğer bir şeyden çıkar sağlıyorsa ya da faydalı görünüyorsa ABD, o ise girer. ABD için ülkesinin menfaatleri en yüksek seviyededir. Yeri geldiğinde en azılı düşmanıyla bile dost olabilir. Küreselleşme bir taraftan gelişmiş ülkeleri daha zengin yaparken diğer taraftan da fakir ülkeler daha fakir olmaktadır.Dünyanın giderek küresel bir yoksullaşmasından söz edilmektedir. Belli kurum ve devletler dünya ekonomisinin yarıya yakın payını alırken,diğer devletler daha azını almak zorunda kalıyor. Bu da küreselleşmenin devamında sekteye yol açmaktadır. Giderek küreselleşmeye karşı protestolar ve mitingler yapılmakta, yeni sosyal ve siyasal yapı biçimleri ortaya çıkmaktadır. Artık, küreselleşme taraftarları ve karşıtları diye belli gruplar var.
Küreselleşme içinde Türkiye’ye baktığımızda etkin bir siyaset ve politikadan söz edemeyiz. Her ne kadar dünya küreselleşse de , her ne kadar ülkeler bir birine yakınlaşsa da, Türkiye etkin ve tavizsiz bir politika gütmedikten sonra ve daha da önemlisi iyi bir ekonomiye sahip olmadıktan sonra globalleşen dünyada herhangi bir söz hakkının bulunmayacağı çoğu tarafından bilinmektedir. Politikacılar da bunun bilincinde ve bundan dolayı AB’ye girmek için yoğun bir çapa harcamaktadırlar.Ayrıca küreselleşmenin getirdiği bir çok sorun da belirmektedir.
Küreselleşme ve ekolojik tehlike giderek önem kazanmakta, ulusal olan değersizleşmededir. İşte bu noktada bir ülke vatandaşından veya ulustan söz etmek de olanaksızlaşıyor. Artık, ülkeler politikalarını gözden geçirmekte ve baskıcı zihniyete sahip yönetimler yerini gederek demokratik yönetimlere bırakmaktadır. Bunda da etkin olan olgu ise küreselleşmedir. Ülkeler içinde bir çok etnik unsurları barındırmaktadır ve bu topluluklar özerkliklerini isteme hakkına sahip olmaya başladılar küreselleşmeyle. Nitekim çoğu ülke politikaları da bu yönde bir politika gütmek zorunda kalmıştır. Bu çok kültürlülük siyasi doğruculuk ile ülke politikalarında güvence altına alınmaya çalışılmaktadır
Bütün bu söylem ve beliren yapılara bakarsak, Türkiye için bir gelecek profili çizebilmek mümkün gözükmektedir. Türkiye’nin şu anki politikasına baktığımızda ABD yanlısı bir yanı var, bu da bize ileride Türkiye’nin de bu yeni liberal politikalara uyum sağlayacağı ve ülke içindeki sosyo-politik yapısını bu şekilde ayarlayacağı izlenimini bize vermektedir. Şunu da belirtmek gerekir ki, eğer Türkiye akıllı bir politika öne sürmezse yeni sosyo-ekonomik krizlere ulaşabilir. İlk önce Türkiye’nin yapması gereken; IMF’nin elinden kurtulması ve kendi sanayisini kurmasıdır. Yabancı sermayeden çok ülke vatandaşına güvenmeli, bir şey ortaya sunulurken vatandaşın fikri alınmalı ve daha doğrusu ülke içindeki çeşitli etnik kimliklere olanaklar sunulmalı,dışlanmamalı ve onlara demokrasinin gereği olan her türlü etkinliğe katılma imkanı sunulmalı. Bu ülke içinde yaşayan bütün vatandaşlara sunulması gereken haktır ayrıca. Örneğin; insanlar istediği sendika ya da sivil toplum kuruluşlarına üye olabilmelidir. Ama Türkiye’de bu, pek de mümkün değil, çünkü daha demokrasi kültürü, diyalojik demokrasi ve sivil itiraz gibi kavramlar gelişmemiştir. Hatta diyebiliriz ki, Türkiye’deki millet vekillerini çoğu bu kavramları dahi bilmemektedir. Bu gibi kavramları bilmeyenlerden nasıl böyle bir istekte bulunabiliriz ki? O zaman yapılması gereken politika yapanların bilgilenmesi ve değiştirilmesi gerekir. Bunu da yapacak olan halktır, halk da kendini yetiştirmeli ve sorumlu bir vatandaş olmalı, dahası hak ve özgürlüklerinin bilincinde olmalıdır.
Özellikle son dönemde finans piyasalarında yaşanan ve etkileri global düzeyde görülen krizlerin engellenmesine yönelik olarak ciddi arayışlar söz konusu.Küresel düzeyde kuralların ve kurumların oluşturulmasında ciddi bir belirsizlik var. Bu konuda ulus devletler tek başlarına yetersiz kalmaktadır.Nitekim çokuluslu sermaye ulusal engellerle karşılaştığında kendisine çok daha cazip imkanlar sunan başka bir ülkeye çok hızlı bir şekilde gidebiliyor.
Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumlar da Uluslar arası krizlere çözüm bulmada ve kuralları oluşturmada çok yetersiz kalmaktadır.Küresel bir yönetimin kurulması ve ülkelerin küresel düzeyde belli konularda işbirliği yapması küresel kuralların oluşturulmasında ve krizlerin çözümlenmesinde getirilen bir öneri ama, yakın bir dönemde küresel yönetimin etkin bir şekilde kurulması mümkün görünmemektedir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki gelişmişlik farkı ve eşitsizliğin giderek artması ülkeler arasında küreselleşmeye tepkileri arttırmaktadır.
Enformasyon teknolojilerini kullananların küreselleşme sürecinde avantaj kazanması ve bu teknolojilere ve alt yapıya sahip ülkelerin gelişmiş ülkeler olması aradaki gelişmişlik farkını açmaktadır. Küreselleşme sürecinde gelişmiş ülkelerde de az gelişmiş ülkelerde de bu sürece tepkiler yükselmekte ve içe kapanmaya yönelik sesler gelmektedir. Milliyetçi partilerin ve ırkçı hareketlerin yükselişine bu süreçte tanık olunmaktadır. Gelişmiş ülkelerden az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yönelik olarak dolaylı ve doğrudan yardımların artması küresel huzursuzlukları azaltmada izlenebilecek bir yoldur. Ve bunun örnekleri de son dönemde sıkça görülmektedir. Buna rağmen özellikle bu süreçte hem sermaye hem de teknoloji ve insan gücü açısından çok geride bulunan bir çok Afrika ve üçüncü dünya ülkesinin durumu karamsar gözükmektedir.
Sürekli öğrenme, ülke , kurum ve kuruluşlar açısından rekabette avantajın temel anahtarı olacaktır. Sendikalar geçmişten farklı olarak yeni işlevler yüklenmek zorunda kalacaklardır. Bilgi işçileri ve yeni ekonominin yükselişi sendikaların güç kaybının devam etmesine neden olacaktır. Sendikaların varlığını devam ettirebilmeleri amacıyla uluslar üstü sermaye gibi sendikalarında küresel gelişmeleri takip etme ve küresel düzeyde işbirliğine gitmeleri gerekmektedir.

3.KÜRESELLEŞMENİN ETKİLERİ VE GETİRDİĞİ SORUNLAR
3.1 Küreselleşmenin Ekonomik Etkileri ve Yeni Ekonomik Sorunlar
Küreselleşmenin etkilerini, bu bağlamda sorunlarını da, kategorilere ayırmak son derece güçtür. Bunu kabul ederek belki de bu kategorik bakışın etkilerin ve sorunların anlaşılmasına aynı zamanda bağlantılarının kurulmasına yardımı olabilir. Küreselleşmenin ekonomiye yaptığı en önemli etki,şüphesiz sermaye hareketlerine getirdiği müthiş akışkanlıktır. Küreselleşme sayesinde dünya finans piyasaları birbirine tarihte ilk kez entegre olmuştur. Burada finans piyasalarının günlük hacminin 1.5 trilyon dolardan fazla olduğunu hatırlatılması faydalıdır. Sermayenin bu inanılmaz hızla el değiştirmesi sonucu reel ekonominin payı da giderek azalmaktadır. Bu durum üretime ayrılan payların azalmasına neden olmaktadır.
Uluslararası şirketler, küreselleşmenin en önemli ekonomik etkilerinin belirleyicisi olarak görülmektedir. Uluslar arası şirketler,küreselleşmenin getirdiği mal ve hizmet üretiminin artmasının en önemli aracıdır. Bu şirketler artık hem ekonominin hem de üretimin yapılanmasında belirleyici hale gelmiştir. Uluslar arası şirketler, üretim faaliyetlerini tüm dünyaya yayarak aynı zamanda işgücü piyasalarını, hammadde piyasalarını ve pazarların hacmini geliştirmektedirler. Ancak bu şirketler izledikleri üretim politikalarıyla ülkelerin toplam gelirlerini ve bu gelirlerin dağılımını da önemli ölçüde etkilemektedir.
Uluslar arası şirketlerin bu denli önemli hale gelmesi, çeşitli tepkisel akımların oluşmasında da etkili olmuştur. Özellikle bu yapıların sosyal hakların yeterince gelişmediği ülkelere yönelmesi bu tepkileri arttırmaktadır.Uluslar arası şirketler ekonomik avantajların gösterdiği yere yerleşecektir. Maliyetleri yerel hükümetlere yıkacaklar, rahatsız edilirlerde gitme tehdidini ortaya atacaklar ve hem ücretleri hem de sosyal maliyetleri aşağıya çekmeye çalışacaklardır. Aynı zamanda bu şirketlerin ülkeler arasındaki gelir eşitsizliğinin en önemli nedeni olduğu öne sürülmektedir. özellikle üçüncü dünya ülkelerinde bu şirketlerin sermaye sahiplerinin az olduğuna dikkat çekilerek, bu gibi bir yapının küreselleşmeye emperyalizmin yeni yüzü niteliğini kazandırdığı savunulmaktadır.
Küresel ekonominin başka bir önemli etkisi finans piyasaları üzerinde kuvvetle görülmektedir. Ancak bu yapının da bir çok problemi beraberinde getirdiği açıktır. Finansal hareketlerin çok hızlı gelişmesi yıkıcı etkilere nenden olmaktadır. Bu güçler hemen hiçbir sorumluluğu olmaksızın tüm dünyada rahatça hareket edebilmelerine karşın, eğer girdikleri piyasada umdukları kâr hadlerine ulaşmazlarsa hemen başka bir ülkenin piyasasına girebilmektedirler.
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte hızını arttıran uluslar arası finans piyasaları, en küçük olumsuzluklara bile aşırı refleks vermektedirler. Böyle bir ortamda yaşanan ekonomik krizlerin etkileri ve alanı çok geniş çaplı olmaktadır. Asya krizi buna en iyi örnektir. Kendi bölgesinde bile çok önemli bir olmayan Tayland’ın parasını devalüe etmeye zorlanmasıyla başlayan krizin nelere yol açabileceğini hiç kimse tahmin edememişti. Ancak Tayland’da başlayan kur depreminin yayılış hızı ve etki alanı gerçekten şaşırtıcıydı. Temmuzdan eylüle kadar geçen sürede Malezya, Singapur, Endonezya ve G. Kore’de keskin devalüasyonlar bir birini izliyor, hemen tüm Asya ülkelerinde ve binlerce kilometre uzaklıktaki Brezilya’da hisse senedi borsalarında büyük çaplı düşüşler yaşanıyordu.
Bu türden bir yapının kontrol edilmesi bir hayli güçtür. Gelişmiş ülkelerin hükümetlerinin aldığı önlemler yetersiz kalırken, gelişmekte olan ülkeler hem pastadan aldıkları payı arttırmak için teşvikler ve vergi indirimleri sonucu ortaya çıkan sorunları aşmakla uğraşırken, hem de böylesine ürkütücü bir yapıdan korunmak için gerekli mekanizmaları oluşturamamaktadırlar.
Takip edilemeyecek kadar hızlı ve geniş finanssal piyasalar ve uluslararası şirketlerin ana palanını oluşturduğu ekonomide, firmaların hedefleri ve örgütlenme biçimleri de farklılaşmaktadır. Küreselleşme, ulusal piyasaları yıkarken, pazardan pay alma yarışını da arttırmıştır. Artan serbest rekabet karşısında şirketler faaliyetlerini uluslar arasılaştırırken aynı zamanda farklı kültürlere ve coğrafyalara ürün pazarlayabilecek esnek yapıyı oluşturmalarını da şart kılmaktadır.
Bu şartlar göz önüne alındığında, firmalar hem işgücü hem de hammadde olarak daha esnek yapıya sahip olma gereği ortaya çıkar. Ayrıca teknolojinin getirdiği değişiklikler sonucunda benzer olarak değişen ve gelişen pazarların nabzını kavrayacak yönetsel tutumlar önem kazanmaktadır.
3.2 Küreselleşmenin Sosyal Etkileri ve Sosyal Sorunlar
Küreselleşmenin getirdiği sosyal etkileri ekonomik etkilerden ayırmak çok kolay değildir. Sosyal sorunlarla ekonomik sorunları en fazla yaklaştıran alan gelir dağılımıdır. Özellikle küreselleşmenin yeni bir dalga olarak ortaya çıktığı 1980’lerin başından itibaren hem ülkeler arasında hem de ülkelerin kendi içinde gelir dağılımı oranları giderek kötüleşmektedir. Bu konuda rakamlar çok çarpıcı gelişmeleri ifade etmektedir:
Küreselleşme, gelir dağılımı bozukluğuna paralel olarak sosyal refah devleti anlayışının yıkılmasıyla birlikte işsizlik oranları artmıştır. Özellikle küresel rekabete vurgu yapan hükümetler, işgücü üzerindeki sosyal amaçlı koruma mekanizmalarını kaldırma eğilimindedirler. Özelikle Avrupa ülkelerinde bu yapı daha etkin bir şekilde görülmektedir. Avrupalı işçilerin durgunluk dönemindeki işsizlikten korunmak için çaba sarf etmeleri sonucu, işçi çıkarmak uzun ve zor bir süreç haline geldi. İşten çıkarmanın yüksek maliyetini az sayıda firma karşılayabilir oldu. Avrupa ekonomisinde kimsenin yeni işçi almayı ve işçilerini işten çıkarmayı göze alamadığı bir döngü oluştu. Bu yeni koşullar altında Avrupalı firmalar genişlemek için işe almanın ve işten çıkartmanın maliyetinin o kadar yüksek olmadığı yerlere taşındılar. Küreselleşmenin tanımı gereği mobilitesi yüksek olan sermayenin hareketliliğini daha da arttırmasına karşılık, mobilitesi düşük emek faktörünü aynı ölçüde rahatlatamamakta ve üzerindeki korumaları kaldırarak emek ve sermaye arasındaki farklılaşmayı arttırmaktadır.
Ayrıca emek üzerindeki korumalar kaldırılırken sınai işgücünün yoğun olduğu endüstri toplumlarında yarı vasıflı–vasıfsız ile vasıflı işgücü ayrımına neden olmaktadır. Bu durum sanayi toplumunun ana aktörlerinden sendikaların gücünü törpülemektedir. Sendikalar küreselleşme sürecinde son 20 yılda OECD ülkelerinde üye sayılarını %36’dan %27’e düşürmüştür. Böylesine bir ortamda vasıfsız işçiler toplu pazarlık dolayısıyla yüksek ücret şansını hatta istihdam olanaklarını kaybederlerken, vasıflı işgücü bireysel pazarlık esnekliğinde işgücü piyasalarını esnekleştirmektedir.
Özellikle hizmetler sektöründe istihdam edilen vasıflı işgücüne yapılacak dönüşüm için gerekli eğitsel faaliyetlerin ve bunların maliyetlerinin nasıl karşılanacağı önemli bir problem olarak durmaktadır. Öyle ki, bu ortamda sadece vasıfsız işçiler değil teknolojik yeniliklerin çok kısa sürede neredeyse demode olacak şekilde hızlı bir gelişme sürecinde oluşu yüksek vasıflı elemanların sürekli kendilerini yenilemelerini de gerekli kılmaktadır.
Bu gelişmeler küreselleşmeye duyulan tepkileri arttırmaktadır. Tüm toplumsal değişimlerde olduğu gibi küreselleşmeye de en şiddetli tepkiler kaybedenlerden gelmektedir. İlk tepki gösterenler zengin sanayileşmiş ülkelerdeki işçiler ve kimi işverenler olmuştur. Bu gruplar, işsizliğin tırmanışını, bazı sektörlerin ve firmaların rekabet gücünü kaybetmesine bağlamakta ve özellikle Asya ülkelerinin yükselen rekabet gücüne diş bilemektedirler.
Özellikle son birkaç yıldır bu tepkiler daha organize bir biçimde dile getirilmeye başlanmıştır. 1999’da Seattle’de, 2000’de Melbourne’de ve Prag’da meydana gelen, zaman zaman şiddet yüklü, bu gösteriler buna en iyi örnektir. Bu gruplar kendilerine İşçi Kitle Protestosu adını verseler bile işçi örgütlenmeleriyle birlikte radikal sol ve gruplar bu oluşuma destek vermektedirler. Ayrıca bu gruplar daha fazla organize olarak küresel anlamda politikalar üretmeye başlamışlardır. Özellikle İnsan hakları ve ekolojik duyarlılıklara sahip bir manifesto hazırlığı içindedirler. Bu düzlemden bakıldığında bu tip oluşumlara nostalji havasında yaklaşmanın hatalı bir tutum olacağı açıktır.
Eğer küreselleşmenin arkasındaki kamuoyu desteği sağlanamazsa getirdiği ağır sosyal problemlerin çözülmesi çok mümkün görülmemektedir. Bu anlamda problemlerin çözülmesi için sivil inisiyatiflere yol verilmesi gerekmektedir. Eylül ayında Prag’da yapılan IMF-Dünya Bankası ortak toplantılarında Dünya Bankası Başkanı Wolfenshon dışarıda gösteri yapmaya çalışanlar doğru sorular soruyorlar. Bu soruları dinleyip çözüm bulmak bize düşüyor diyerek bu türden bir duyarlılığı yansıtmaktadır.
4.KÜRESELLEŞMENİN OLUMLU VE OLUMSUZ YANLARI
4.1.Küreselleşmenin Olumlu Yanları
Küreselleşmenin yarattığı bazı temel gelişmeleri başlıklar halinde sıralamak gerekirse aşağıdaki sonuçlara ulaşılmaktadır.

- Dünya çapında yüz binlerce çeşitli yeni iş imkanları yaratılmıştır.

- Haberleşme ve iletişim imkanları daha geniş kitlelere ulaştırılmıştır.

- Kredi ve yatırımlarda ciddi artışlar görülmüştür.

- Enerji, haberleşme alt yapıları kurulmuştur.

- Eğitim verilmek suretiyle beşeri kaynaklar etkinleştirilmiştir.

- Çalışma koşullarında iyileşmeler sağlanmıştır.

- Şirketler için “iyi davranış” kodları belirlenmiştir.

- Hukuka, mülkiyete, insan haklarına saygılı yönetim tarzları yaygınlaşmıştır.

- Sivil toplum kuruluşları ve bunlar arasındaki ilişkiler ve dayanışma ruhu gelişmiştir.

4.2.Küreselleşmenin Olumsuz Yanları

- Büyük ve uluslar arası çalışan şirketler ön plana çıkmıştır.

- Ucuz emeği kullanan, yerel şartlardan yararlanan, çevreyi tahrip eden bir sömürü düzeni getirilmiştir.
– Rekabet ; yoksulun sermayesi olan emeği, rekabet faktörü haline getirmiştir. – Geri kalmış veya gelişmekte olan ve özellikle kalifiye olmayan iş gücü için ücret sınırlamaları getirilerek sosyal dampinglere yol açılmıştır.

- Küresel zenginleşmeye karşılık gelirler belli kesimlerde toplanmıştır.

- Son 10 yılda yoksul sayısı artarak 1.3 milyara ulaşmıştır.

- Ticaret hacmi artarken, ticarete hep batılı zengin ülkeler yön vermiştir.

- Serbest sermaye hareketleri Latin Amerika, Uzak Doğu, Rusya ve en son olarak da ülkemizde krizlere neden olmuştur.

- Adetler, gelenekler, yerel ve ulusal algılamalar erozyona uğratılmıştır.

- Ulus devletin varlığı tehdit ve risklerle karşı karşıya kalmıştır.

- Doğal hayatın dokunulmazlığı zarar görmüş çevre kirliliği tehlikeli boyutlara ulaşmıştır.
– Geleneksel yapının aşınması toplumsal çöküntülere yol açmıştır.

5.TÜRKİYE KÜRESELLEŞMENİN HANGİ NOKTASINDA

Türkiye, dünya ile entegrasyon olma sürecinde, dünyadaki ekonomik gelişmelere uyum sağlama becerisini göstermiştir. Örneğin, 1980’li yıllardan önce dünya genelinde kabul gören korumacı ve ithal ikameci politikaların,Türkiye’de de uygulandığı görülmektedir. 1980 sonrasında ise dünyadaki küreselleşme hareketlerine paralel olarak Türkiye’de de ihracata dayalı sanayileşme stratejisi benimsenmiş ve ithal ikameci politikalar terkedilmiştir. Dışa açık büyüme politikaları ile kambiyo rejiminde önemli değişiklikler gerçekleştirilmiş, gümrük tarifeleri belirli bir takvim içerisinde düşürülerek, korumacılık asgari düzeye indirilmiş, yabancı sermaye özendirilmeye çalışılmış, ihracatı artırmaya yönelik teşvikler uygulanmış ve mali piyasaların kurulması ve derinleşmesi yolunda önemli tedbirler alınmıştır.

Göller ve Oluşumları

GÖLLLER VE OLUŞUMLARI
Karalar üzerindeki çukurlarda birikmiş durgun sulara göl denir. Bulundukları bölgenin iklim jeolojik ve jeomorfolojik yapısına bağlı olarak farklılık gösteren dünyanın hemen her tarafına dağılmış irili ufaklı bir çok göl bulunur. Dünyanın en büyük gölü Asya kıtasında Hazar ve en derin gölü de yine bu kıtada Baykal gölüdür. Göller yağışlarla göle dökülen akarsularla ve kaynaklarla beslenirler. Eğer bir göle buharlaşma yoluyla kaybettiğinden daha fazla su gelirse göl suları yükselir. Gölün fazla suları göl çanağının en alçak yerinde bir dere halinde dışarı akmaya başlar. Buna gideğen yada göl ayağı adı verilir. Sularını okyanuslara ve denizlere ulaştıran göllerin suları tatlı,ulaştıramayanların ise tuzludur. Örneğin:Tuz ve Van gölü • Dünya üzerinde çöküntü gölleri en fazla Doğu Afrika graben sahası üzerinde yer almaktadır. • Dünyada en fazla göllerin bulunduğu sahalar Doğu Afrika, Finlandiya ve ABDde göller yöresidir. Oluşumlarına Göre Göller A-Yerli Kaya Gölleri 1. Tektonik Göller: Yerkabuğunun çöküntüye uğramış yerlerinde oluşan göllerdir. Doğu Afrika gölleri,Lut gölü,Baykal gölü,Güney Marmara gölleri,Göller yöresi gölleri 2. Volkanik Göller:Volkanik patlamalar sonucu oluşan çukurluklara suların dolması ile meydana gelen göllerdir.Volkan konisinin ağzında meydana gelen göllere krater gölleri denir. Örn:Nemrut gölü gibi. Patlama çukurluklarında oluşan göllere ise maar gölleri denir.Örn: Meke Tuzlası 3. Buzul Gölleri:Buzulların oydukları alanları zamanla suların doldurması ile oluşan göllerdir.Kuzey Avrupadaki göller,K.Amerikadaki büyük göller ve yüksek dağlardaki sirk gölleri Türkiyede 4. Karstik Göller B-Set Gölleri 1. Heyelan Set Gölleri 2. Lav Set Gölü 3. Alüvyal Set Gölü 4. Kıyı Set Gölü 5. Delta Gölleri 6. Baraj Gölleri GÖLLER Kara içlerindeki çukurlukları dolduran durgun sulara göl denir. Göllerin Özelliğinde (acı, tuzlu, tatlı olmasında) Etkili Faktörler: 1. Gölün büyüklüğü ve derinliği:Büyüklük ve derinlik arttıkça tuzluluk azalır. 2. Gölün gideğeninin olup olmaması: Göl sularını bir gideğen ile boşaltabiliyorsa suları tatlı olur. 3. İklim: Nemli iklim bölgelerinde göllerin tuzluluğu daha azdır. Genelde tatlı suludurlar. 4. Göl çanağını oluşturan kayaların özelliği OLUŞUMLARINA GÖRE GÖLLER 1. Tektonik Göller: Yer kabuğu hareketleri ile oluşan çukurlukları dolduran sulardır. En fazla Doğu Afrika’da görülür. Yurdumuzda ise Tuz G., Manyas (Kuş g.), Ulubat, İznik, Sapanca, Akşehir, Beyşehir, Burdur, Eber, Hazar, Ilgın gölü gibi. 2. Karstik Göller: Karstik bölgelerdeki çukurlukları dolduran durgun sulardır. Ör: Salda, Suğla, Kestel, Avlan, Kovada gölleri gibi. 3. Buzul Gölleri: Yurdumuza bazı yüksek dağların üst kısmında görülür (Cilo, Sat, Ağrı, Tendürek, Süphan, Kaçkar, Uludağ, Erciyes, Bolkar, Aladağlar,Bey dağları gibi). Dünya üzerinde en fazla Kuzeybatı Avrupa’da görülür. Ayrıca Kanada’nın güneyi ile A.B.D’nin kuzeyindeki göller buna örnektir. 4. Volkanik Göller: Yurdumuzda Nemrut, Meke Tuzlası (Konya –Karapınar), Gölcük (Isparta), Acıgöl (Konya) gölleri buna örnektir. 5. Doğal Set Gölleri • • Heyelan Set Gölü: Tortum, Sera, Abant, Yedi Göller. • • Alüvyon Set Gölü: Marmara, Bafa(Çamiçi), Köyceğiz, Eymir, Mogan • • Kıyı Set (Lagün): B. Ve K. Çekmece Terkos (Durusu) ,Akyatan, Balıklı, Simenlik • • Volkanik Set: Van ,Erçek, Nazik, Balık, Çıldır. • • Buzul (Moren set) Set : En fazla K.Batı Avrupa’da görülür. 6. Yapay Set : Baraj gölleri buna örnektir. Yurdumuz akarsuları üzerinde baraj kurmaya en elverişli bölgemiz D.Anadolu, en elverişsiz bölge Marmara Bölgesi’dir. Hidro elektrik potansiyeli en fazla olan bölgemiz D.Anadolu Bölgesidir. Barajların Yapılış Amaçları • • Enerji üretmek, • • İçme ve sulama suyu sağlamak, • • Taşkınları önlemek, • • Balıkçılık GÖLLER Kara içlerindeki çukurlukları dolduran durgun sulara göl denir

Enlem ve Boylam

Dünya üzerinde bir yeri veya bir noktayı saptamağa yarayan dereceli ölçüler.

Dünya, iki ucundan, yani kutuplardan hafifçe basık bir küre biçimin*dedir. Bu küre üzerindeki herhangi bir yerin konumunu belirlemek için, kürenin paralel ve meridyen denilen çemberlerle hayalî olarak bölünmesi düşünüldü: bu çemberlerin kesişme noktaları yer tayininde büyük rol oynar.

PARALELLER VE ENLEM

Ekvator Dünya’yı, Güney Yarımküre ve Kuzey Yarımküre olmak üzere iki eşit bölüme ayıran hayalî bir dairedir. Paraleller, ekvator düzlemine «paralel» dairelerdir. Paralel dairelerin birbirine uzaklığı 111 kilometre*dir, uzunlukları ise, Dünya küre biçiminde olduğundan eşit değildir. Bu paralellerin en büyüğü olan ekvatorun uzunluğu 40076 kilometredir, kutuplarda ise paraleller sıfıra indirgenmiş birer noktadır. Kuzeye doğru 90, güneye doğru 90 paralel vardır. Bunlar ekvatorda sıfır ve kutuplarda 90 derece olmak üzere enlemi ölçmeğe yarar. Örneğin 42 derece kuzey enleminde bulunan Sinop ekvator ile Kuzey Kutbu arasında aşağı yukarı yarı yoldadır.

MERİDYENLER VE BOYLAM

Kutuplardan geçen daireler ise me*ridyenleri meydana getirir. Bunların uzunluğu değişmez ve ekvator çevresiyle hemen hemen eşittir. Aralarındaki uzaklık ekvatorda ve kutuplar yakınında farklıdır.

Meridyenler, boylamı ölçmeğe yarar. Bunun için, İngiltere’de, ünlü gözlemevinin bulunduğu Greenwich’ten geçen meridyen başlangıç alınmıştır. Greenwich meridyeni üzerin*de boylam sıfır derecedir. Öteki meridyenlere de batıya doğru 0′dan 180′e ve doğuya doğru da gene 0′dan 180′e kadar numara verilmiştir.

BİR NOKTAYI İŞARETLEMEK

Okyanusun ortasında bulunan bir gemici hangi noktada bulunduğunu anlamak için bir yer belirlemesi yapar. Bir sekstant yardımıyla, öğleyin, Güneş’in ufuk üzerindeki yüksekliğini ölçmekle bulunduğu enlemi saptayabilir. Boylamı bulmak içinse gene öğleyin, esas olarak meridyen saatine göre ayarlanmış bir kronometreye bakar. Bir saatlik fark 15 derece anlamına gelir. Sözgelimi eğer hesap*lar 40 derece kuzey enlemi ve 20 derece doğu boylamı gösteriyorsa, gemici Atlas Okyanusu’nda Portekiz açıklarında, kıyıdan 900 kilometre kadar uzakta bulunduğunu öğrenmiş olur.

Bugün bu çok eski teknik, yerini gittikçe daha yaygın olarak radyoelektrik ölçü yöntemlerine bırakmaktadır.

Kayaç Çeşitleri

1- Organik Tortul Taşlar Bitki ya da hayvan kalıntılarının belli ortamlarda birikmesi ve zamanla taşlaşması sonucu oluşur. Organik tortul taşların en tanınmış örnekleri mercan kalkeri, tebeşir ve kömürdür.

a-Mercan Kalkeri : Mercan iskeletlerinden oluşan organik bir taştır. Temiz, sıcak ve derinliğin az olduğu denizlerde bulunur. Ada kenarlarında topluluk oluşturanlara atol denir. Kıyı yakınlarında olanlar ise, mercan resifleridir.

b-Tebeşir : Derin deniz canlıları olan tek hücreli Globugerina (Globijerina)’ların birikimi sonucu oluşur. Saf, yumuşak, kolay dağılabilen bir kalkerdir. Gözenekli olduğu için suyu kolay geçirir.

c-Kömür : Bitkiler öldükten sonra bakteriler etkisiyle değişime uğrar. Eğer su altında kalarak değişime uğrarsa, C (karbon) miktarı artarak kömürleşme başlar. C miktarı % 60 ise turba, C miktarı % 70 ise linyit, C miktarı % 80 – 90 ise taş kömürü, C miktarı % 94 ise antrasit adını alır.

2-Fiziksel (Mekanik) Tortul Taşlar

Akarsuların, rüzgarların ve buzulların, taşlardan kopardıkları parçacıkların çökelip, birikmesi ile oluşur.
Fiziksel (mekanik) tortul taşların en tanınmış örnekleri kiltaşı (şist), kumtaşı (gre) ve çakıltaşı (konglomera)’dır.

a-Kiltaşı (Şist) : Çapı 2 mikrondan daha küçük olan ve kil adı verilen tanelerin yapışması sonucu oluşan fiziksel tortul bir taştır.

b-Kumtaşı (Gre) : Kum tanelerinin doğal bir çimento maddesi yardımıyla yapışması sonucu oluşan fiziksel tortul bir taştır.

c-Çakıltaşı (Konglomera) : Genelde yuvarlak akarsu çakıllarının doğal bir çimento maddesi yardımıyla yapışması sonucu oluşur.

3-Başkalaşmış (Metamorfik) Taşlar :

Tortul ve püskürük taşların, yüksek sıcaklık ve basınç altında başkalaşıma uğraması sonucu oluşan taşlardır. Başkalaşmış taşların en tanınmış örnekleri mermer, gnays ve filattır.

a-Mermer : Kalkerin yüksek sıcaklık ve basınç altında değişime uğraması, yani metamorfize olması sonucu oluşur.

b-Gnays : Granitin yüksek sıcaklık ve basınç altında değişime uğraması yani metamorfize olması sonucu oluşur.

c-Fillat : Kiltaşının (şist) yüksek sıcaklık ve basınç altında değişime uğraması yani metamorfize olması sonucu oluşur.

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 688×844.

Kayaçlar

Kayaçlar su, gaz ve organik varlıkların dışında yerkabuğunu meydana getiren unsurlardır. Yol yarmaları, maden ocakları ve taş ocakları gibi yerlerle, toprak veya enkaz örtüsünden yoksun topografya yüzeylerinde mostralarına rastladığımız kayaçlar, yer şekillerinin oluşum ve gelişimlerinde rol oynayan önemli etmenlerden biridir. Onların fiziksel ve kimyasal özelliklerindeki farklılıklar yer şekillerinin de farklı olmalarına sebep olur. Çünkü bu özellikler, kayaçların, aşındırma etmen ve süreçlerine karşı dayanıklı veya dayanıksız olmalarını tayin eder. Örneğin kalker ve jips gibi eriyebilen kayaçların bulunduğu sahalarda lapya, dolin, uvala gibi özel yer şekilleri oluşmaktadır. Genel olarak, tektonik hareketlerle ters durumlar meydana gelmemişse, aşınmaya karşı dayanıklı kayaçlar yüksek yer şekillerini, kolay aşınan ve parçalanan kayaçlar ise alçak yer şekillerini meydana getirirler. Granitlerden müteşekkil sahalarda granit topografyası adı verilen özel bir topografya tipi oluşur. Benzer şekillere siyenit, diorit, andezit, bazalt ve gnays gibi heterojen kayaçlar üzerinde de rastlanır. Kayaçlar kökenlerine göre üç ana grup altında toplanırlar: 1. Magmatik kayaçlar 2. Tortul kayaçlar 3. Metamorfik kayaçlar

MAGMATİK KAYAÇLAR

Bu kayaçlar magmanın soğuyarak katılaşması sonucu meydana gelirler. Yer kabuğunun yaklaşık olarak % 65′ini oluştururlar. Kökenlerini magma teşkil ettiğinden bunlara magmatik kayaç veya katılaşım kayaçları adı verilir.TORTUL KAYALAR Tortul kayaçlar yeryüzünde çok görülen kayaçlardır. Yer yüzeyinin yaklaşık olarak % 75′i tortul kayaçlardan müteşekkildir. Yerkabuğunun ise % 8 kadarını oluştururlar. Bunlar genellikle tabakalı olarak bulunurlar ve içerlerinde organizma kalıntıları (fosil) ihtiva ederler.Tortul kayaçların büyük bir kısmı dış etmen ve süreçler tarafından yeryüzünün aşındırılması ve meydana gelen çeşitli büyüklükteki unsurların taşınarak çukur sahalarda (göl, deniz ve okyanus tabanları gibi) biriktirilmesi sonucu oluşmuşlardır. Bu olaya genel anlamda tortullaşma (sedimentasyon) denir. Biriken unsurlar önceleri boşluklu gevşek bir yapıya sahiptirler. Fakat zamanla sıkışıp sertleşirler. Diajenez adı verilen bu olayda basınç ve çimentolaşma esas rolü oynarlar. Gerçekten, bir birikme sahasında, sonradan biriken unsurlar öncekiler üzerinde ağırlıkları vasıtasıyla basınç yaparlar. Bu basınç sonucu unsurlar, aralarındaki boşlukların küçülmesi ve büyük ölçüde ortadan kalkmasıyla sıkışır ve sertleşirler. Çimentolaşmada ise, unsurlar arasındaki boşlukları dolduran suların içinde bulunan erimiş veya asılı haldeki maddeler kristalleşerek veya çökelerek unsurları birbirine bağlarlar.Tortul depoların veya kayaçların oluştukları ortamlar yerden yere farklılıklar gösterirler. Bir tortul kayacın oluştuğu ortam şartlarının bütününe fasiyes denir. Tortul kayaçlar bu ortam şartlarını gerek fiziksel ve kimyasal özellikleri ile ve gerekse içerdikleri hayvan ve bitki fosilleriyle aksettirirler. Bu ise onların oluştukları devredeki ortam şartları hakkında bilgi edinmemizi sağlar.3 ana fasiyes grubu vardır:1 – Kara fasiyesi: Akarsu, göl, rüzgâr, v.s. depolarını içerir. 2- Kıyı ve lagün fasiyesi: Kara fasiyesi ile deniz fasiyesi arasında geçiş tipini oluşturur. Kıyılardaki akarsu ağızlarında biriken depolar bu fasiyese girerler.3 – Deniz fasiyesi: Deniz veya okyanusların tabanında biriken depolardan meydana gelir. Üç kısma ayrılır; 0-200 metreler arasındaki depolar neritik fasiyesi, 200-1000 metreler arasındaki depolar batiyal fasiyesi ve 1000 metreden daha derindeki depolar da abisal fasiyesi teşkil eder. Fasiyes TipleriBirikme veya tortullaşma, sürekli ve sakin bir ortamda meydana geliyorsa, üst üste biriken unsurlar birbirlerine paralel tabakalar meydana getirirler. Bu olaya konkordans, tabakalara ise konkordant tabakalar ismi verilir. Bu gibi sakin ortamlarda biriken unsurlar, düşey doğrultuda, ağırlık ve boyutlarına göre bir sıralanma gösterirler. İri ve ağır unsurlar altta yer alır ve yukarıya doğru daha küçük, hafif unsurlara geçilir. Bu olaya boylanma denir. Boylanma gösteren tabakalara ise boylanmış tabakalar adı verilir. Tortullaşma ortamı çalkantılı, girdaplı hareketlere sahipse veya çeşitli yönlerden gelen akımlara maruz kalıyorsa tabakalar birbirlerine parelel muntazam seriler meydana getirmezler. Bu durumda farklı eğime sahip kısımlar iç içe, yan yana bulunurlar, mercek ve kama seklinde seviyeler ihtiva ederler. Buna çapraz tabakalaşma denir. Bazı depolarda unsurlar taşıyıcı etmenin hareketi yönünde ağırlıklarına göre bir sıralanma gösterirler. Buna da derecelenme adı verilir. Konkordant ve Diskordant TabakalarTortullaşmanın sürekli olmadığı ortamlarda her bir tortullaşma devresine ait tabaka serileri arasında bir uyumsuzluk görülür. Buna diskordans, diskordansın görüldüğü yüzeye, diskordans yüzeyi ve buradaki tabakalara ise diskordant tabakalar denir. İki tip diskordans vardır;1 – Basit diskordans: Basit diskordansta üstte yer alan tabaka serisi alttaki serinin aşınmış yüzeyi üzerinde bulunur. Her iki tabaka serisi arasında bir açı söz konusu değildir. Bu durumda alttaki tabaka serisi meydana geldikten sonra birikme ortamında herhangi bir nedenle aşınma faaliyetleri hüküm sürmüş, bunun sonucu tabaka serisi üst kısmından aşınmış, daha sonra başlayan birikme devresinde ise üstteki tabaka serisi meydana gelmiştir. 2- Açılı diskordans: Açılı diskordansta alttaki tabakalar oluştuktan sonra tektonik hareketlere maruz kalmışlardır. Bu hareketler onların yatay durumlarının bozulmasına neden olmuştur. Daha sonra tabakalar aşınım devresi geçirmiş ve son olarak da üstteki tabaka serisi meydana gelmiştir. Üstteki serinin en altında genellikle iri unsurlu konglomeralardan müteşekkil bir tabaka yer alır. Buna taban konglomerası denir. Diskordanslar veya diskordans yüzeyleri yereyin jeomorfolojik gelişiminde birikim ve aşınım evrelerinin teshiline imkan verirler.Çeşitli jeolojik devirlerde meydana gelmiş transgresyon ve regresyonlar sırasında kıyı bölgelerinde transgresif ve regresif depolar oluşmuştur. Transgresyon; denizin yavaş bir şekilde kara üzerine ilerlemesi olayıdır. Bu sırada denizin kara üzerine çökelttiği depoya transgresif depo veya transgresif seri denir. Transgresyon ve Transgresif SeriRegresyon ise denizin karadan yavaş bir şekilde çekilmesi olayıdır. Bu olay sırasında regresif depo veya regresif seri meydana gelir. Regresyon ve Regresif SeriBir transgresif seride altta iri unsurlu tortullar (konglomera, kumtaşı) yer alır ve yukarıya doğru giderek ince unsurlu tortullara (marn, kalker) geçilir. Bu durum denizin aynı düşey kesitte gittikçe derinleşmesi ile ilgilidir. Deniz sığken, iri unsurlar, dalga ve akıntılarla fazla uzaklara taşınamadıkları için, kıyı çizgisi yakınında biriktirilmişlerdir. Deniz karaya doğru ilerledikçe, eski kıyı çizgisinin bulunduğu yer gittikçe derinleşmiş ve dolayısıyle bu kesime kıyıdan uzaklara taşınabilen ince unsurlu tortullar birikmiştir.Regresif seride ise, aynı yerde denizin derinliği gittikçe azaldığı için, iri unsurlu tortullar üstte, ince unsurlular altta yer alırlar.Tortul tabakalar çeşitli kalınlıkta olurlar. Buna göre ayrılabilen başlıca tipler aşağıdaki gibidir:Tortul Tabakalar Lamına 1cm’den ince İnce tabaka 1 -10 cm Orta tabaka 10 – 30 cm Kalın tabaka 30 -100 cm Çok kalın tabaka 100 cm’den kalın Tabakaların, sonradan meydana gelen tektonik hareketler sonucu yatay durumları bozulmuş olabilir. Bir sahada tektonik yapının ortaya konulabilmesi için tabakaların doğrultu ve eğimlerinden yararlanılır. Tabaka doğrultusu tabaka yüzeyinin yatay düzlemle yapağı ara kesite tekabül eder. Tabaka eğimi ise, tabaka yüzeyi ile yatay düzlem arasındaki açıya eşittir ve tabaka doğrultusuna dik yönde ölçülür. Tabaka Doğrultusu ve Eğimi

BAŞLICA TORTUL KAYAÇLAR1-

MEKANİK (KIRINTILI) TORTUL KAYAÇLAR

1.1. Çimentosuz Tortul Kayaçlar

1.1.1. Bloklar ve Çakıllar

1.1.2. Kumlar

1.1.3. Siltler

1.1.4. Killer

1.1.5. Lös

1.2. Çimentolu Tortul Kayaçlar

1.2.1. Konglomera

1.2.2. Kumtaşı

1.2.3. Silttaşı

1.2.4. Kiltaşı

1.2.5. Çamurtaşı

1.2.6. Arjilit

1.2.7. Şeyl

1.2.8. Arkoz

1.2.9. Grovak

1.2.10. Detritik Kalker

2- ORGANİK TORTUL KAYAÇLAR

2.1. Silisli Organik Kayaçlar

2.1.1. Diatomit

2.1.2. Radyolarit

2.1.3. Spongolit

2.2. Karbonatlı Organik Kayaçlar

2.2.1. Tebeşir

2.2.2. Resif Kalkeri

2.2.3. Foraminiferli Kalker

2.2.4. Lümaşel

2.3. Bitümlü Organik Kayaçlar

2.3.1. Turba

2.3.2. Linyit

2.3.3. Taş Kömürü

2.3.4. Antrasit

2.3.5. Asfaltit3-

KİMYASAL TORTUL KAYAÇLAR

3.1. Karbonatlı Kimyasal Kayaçlar

3.1.1. Kalker

3.1.2. Dolomit

3.1.3. Marn

3.1.4. Traverten

3.1.5. Oolitik Kalker

3.2. Evaporitler

3.2.1. Jips

3.2.2. Anhidrit

3.2.3. Kaya Tuzu

3.3. Silisli Kimyasal Kayaçlar

3.3.1. Sileks

3.3.2. Gayzerit

3.3.3. Çört

3.3.4. Filint

3.3.5. Jasp

METAMORFİK KAYAÇLAR

Bu kayaçlar totul yada volkanik kayaçların, yerin derinliklerinde yüksek basınç ve sıcaklık altında metamorfizmaya (başkalaşma) uğraması sonucunda oluşurlar. Oluşumlarında metamorfizma etkili olduğu için bunlara metamorfik kayaç veya başkalaşım kayaçları adı verilir.

« Previous entries
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.